MEDİNE VE MEDENİYET
Hazreti Adem aleyhisselamla başlatılan insanlık tarihi, medeni bir başlangıçtır. Eğitimini cennette tamamlayan Adem aleyhisselam, eşi ile çocuklarını Rabbinden aldığı ayetlerle eğitmeye başlar. Rabbimiz, Kur’an-i Kerim’inde: “Şüphesiz insanlar için ilk kurulan ev, Bekke (Mekke)’deki evdir. Âlemlere hidayet ve bereket için kurulmuştur.” (Al-i İmran Süresi ayet 3/96) Diye haber verirken aynı zamanda mescitlerin merkez alınmasına da işaret eder. Mekke’de Mescid-i Haram, Medine’de Mescid-i Nebevi, Kudüs’te Mescid-i Aksa, İstanbul’da Ayasofya, Fatih Camii gibi dünyanın neresinde Müslümanlar bir şehir kurmuşlarsa mescidi/camiyi merkez kabul etmişler. Teknoloji Haberleri Hazreti Ömer, Sa’d bin Vakkas’a Küfe mevkiinde bir şehir kurmasını ister. “Ortadaki tepeciğin üzerine çık; doğuya, batıya, kuzeye, güneye ok at. Tepeciğin üzerine cami yap. Okların düştüğü yerden itibaren evlerin yapılmasını başlat. Yollar yük devesinin yükleriyle beraber karşılıklı geçebileceği kadar geniş olsun. Bugün karşılıklı iki taksinin geçebileceği kadar yapılmış. Hazreti Ömer Abdullah bin Mesut, Ebu Musa el Eşari gibi seçkin ashab-ı kiramdan dört bin tanesini Küfe’ye yerleştirerek bir “ilim üssü” kurmuş ve oradan imam Ebu Hanife gibi binlerce değerli müçtehit imam yetişmiş. Hazreti Ali de Küfe’yi başkent yapmış ve oradan yönetmiş. Hazreti Ebu Zerr el Ğıfari’nin, Rabze’de iskânına karar verildiğinde Hazreti Osman, bir deve sürüsü, iki tane hizmetçi verir ve gönderir ve kendisine: “Ara ara Medine’ye gel git de, Bedeviliğe geri dönme” diye nasihat eder. (Tarih’ül-Mülük ve’l-Ümem, Zehebi, Tarihü’l-İslam) Şehirlerde her ülkeden, her şehirlerden ve köylerden gelen her meslekten insanın karışımından yeni bilgi havası dolaşır ve şehrin sokaklarında, evlerinde, okullarında… bilgi alışverişi olur. Ayrı ayrı örf, âdet, gelenek, giyim, yemek… çeşitleriyle bir araya gelen insanlar karşılıklı alışverişleriyle aslı da kültür kaplarını da birleşik kaplardaki sıvının eşitlendiği gibi ortalama bir şehir kültürü oluşur. Medeniyeti şehirler değil, şehri kuran insanlar, sahip oldukları birikimleriyle kurarlar. Şehrin merkezini ilk defa gördüğünüzde o şehrin kimliğini merkezdeki binalar belirler. Eskiden adres tarifi yapılırken “filan caminin…” diyerek yapılırken şimdilerde “filan bankanın” denir. Camiler, bütün Müslümanların, kimseden izin almadan girebileceği yerlerdir. Bankalar, parası olanların parasal işleri olanların girebileceği yerlerdir. Su, hava ve güneşin cömertçe bulunduğu yerler, yerleşime uygun olması da medeniyete yön verirler. İnsanlar, havayı, suyu, güneşi yaratanın bize nimet olarak indirdiği Kur’an ayetlerine de uyum sağlarlarsa şehirler putlardan korunmuş, bütün insanlar yalnız Allaha karşı sorumluluk taşırlarsa orada medeniyetin en yükseğine ulaşılmış olur. Yusuf aleyhisselam Mısır’a sultan olduğunda: “… sizi çölden (Mısır’a) getirmekle, Rabbim bana iyilik yaptı.” (Yusuf Süresi ayet 12/100) diyor. Sevgili Peygamberimiz, çöle yerleşen arkadaşlarından Sevban’ı görünce, “Sevban, sakın medeniyetten uzak çöllere yerleşme. O tür çöllerde yerleşip kalanlar, kabirde kalanlar gibidirler” buyurmuş. (Buhari, Edeb-ül Müfred 1/203 hadis no 579) Bilgi akışı olmayan yerde yaşayanlar, kabirde yaşayanlar gibidirler. Kişi ölünceye kadar ne öğrendi ise onun üzerine tek bilgi eklenemez kabirde. Sahasında kendini zirvede görenler ve “Öğrenecek başka bir şey kalmadı” diyenler de ölmeden mezara girenler gibidirler. Peygamberlik, Rabbimizin bir lütfudur. Peygamberlik geçilemez. Ama onların dışında geçilmez insan yoktur. Şehirde Mimar Sinan’ın eserlerini seyreden bir mimar, “Onu geçeceğim” diyerek seyrederse kendi eserine katkıda bulunur, aynı çizgide şehre yeni renk ve desen ilave etmiş olur. Bunun için şehirde yaşamak, o şehrin ünlü meydanlarını, sokaklarını, çarşı ve pazarlarını, kültür mekânlarını, eski ve çağdaş müzelerini gezmek, şehrin nereden nereye akmakta olduğunu gösterir. Teknolojik yeniliklerin, dijital yayınların sergilerini takip, O sahada ufkunuzu açar. Yanlış yapanların yanlışını ben de yaptığım halde farkına varamamışsam o yanlışı yapan da bana fayda sağlamış olur. Hem kendimi düzeltmeye hem o yanlışı yapanların nasıl düzeltileceğini araştırmaya sevk eder. Dinimiz İslam, bütün dünya insanları için indiğini, Sevgili Peygamberimizin bütün insanlara peygamber olarak görevlendirildiğini şöyle haber verir: “Biz, seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların birçoğu bilmezler.” (Sebe Süresi ayet 34/28, Âlemlere rahmet olduğunu bildiren ayet Enbiya 21/107) Kur’an ve Sünnete aykırı olan hiçbir örf, âdet, gelenek, yerellik, atalar sözü, deyimlerimiz, bizi bağlamasın. Edebimizin, edebiyatımızın, mimarimizin, örfümüzün, âdetimizin… tabiata ve tüm insanlığı uygun olması için insanı yaratanın lütfettiği İslam dinine uygunluğunu esas, merkez ve temel alalım yeter.