Mecelle'den Mehmed Bey'e...
Mayıs ayları, tabiatta gerçekleşen o müthiş canlanmanın bünyelerde iyiden iyiye hissedildiği, yepyeni bir hayat enerjisi bahşeden zaman dilimleri. Yalnız bu ayın, Karaman’ımız için de çok mühim bir boyutu var. Mâlum, yine ve yeniden “Dil Bayramı…” Ancak bu pek önemli tanıtım fırsatı da, bölgemizde kol gezen “kuraklık” tehlikesinden nasibini almış gibidir. Gittikçe çoraklaşmaktadır… Her neyse. Esas konumuza gelirsek; Osmanlı Devleti’nin son döneminde hasıl olan ihtiyaç neticesi, bir hukuk külliyâtı oluşturulacaktır. (Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye) İlerleyen senelerde “Mecelle” olarak anılacak ve 1926 senesine kadar istifade edilecek bu derlemede bir isim ön plana çıkmaktadır; Ahmed Cevdet Paşa. Kendisi, klâsik anlamda medreseden yetişmiş son bilginlerden olup bu mühim projeye başkanlık etmiş ve yaklaşık sekiz senelik bir mesainin ardından, kodeksin 1877 senesinde yürürlüğe girmesini sağlamıştır. Hepimizin bir şekilde rastladığı; “Def'-i mefâsid celb-i menâfiden evlâdır.” (Zararı yok etmek, fayda sağlamaktan önceliklidir.) “Şekk ile yakîn zâil olmaz.” (Kuşku, kesin bilgiyi ortadan kaldırmaz.) “Ehven-i şerreyn ihtiyâr olunur.” (İki kötü şeyle karşı karşıya kalındığında daha hafif, daha az kötü olanı seçilir.) gibi daha birçok kâide, yukarıda bahsettiğimiz Mecelle’de geçmektedir. İlave bir bilgi; Cevdet Paşa, edebiyat tarihimizde ilk kadın romancı olarak bilinen ve şu an 50 liralık banknotların üzerinde portresini gördüğümüz Fatma Aliye Hanım’ın da babasıdır. Yukarıda, artık neredeyse kendisiyle özdeşleşmiş olan “Mecelle”sinden kısaca bahsettiğimiz paşamız aynı zamanda bir tarihçidir de. 12 ciltlik “Tarih-i Cevdet” ile “Kısâs-ı Enbiyâ ve Tevârih-i Hulefâ” (Peygamberler Kıssaları ve Ardından Gelenlerin Tarihi) adlı eserleri kaleme almıştır. Bilhassa “Kısâs-ı Enbiya” halk arasında oldukça tutulmuş ve birçok kez basılmıştır. Peki, Hazret-i Âdem'den itibaren birçok peygamber, İslâm halifesi ve İkinci Murad'a kadar Osmanlı tarihinden bahseden bu eserde, Karamanoğlu Mehmed Bey’in 1277’nin Mayıs’ında gerçekleştirdiği o meşhur harekâtı, nasıl yer almıştır? Öncelikle şunu belirtmemiz gerekir ki Cevdet Paşa, söz konusu eserini devrinin Osmanlı resmî tarih yazıcılığı bağlamında ele almıştır. Şu hâlde, Karamanoğullarına da olumsuz bir bakış açısı ile yaklaştığını söylemek mümkündür. Dolayısıyla tarihte “Cimri Hâdisesi” şeklinde anılan ve Karamanoğlu Mehmed Bey’in Selçuklu şehzâdesi Siyavuş ile birlikte Konya’yı ele geçirerek bilhassa devletin yazışma sistemine müdahale ettiği bu kritik olayı bir gâile (bela, musibet) olarak tarif etmiştir. Bu noktada, makalemizin hacmini de büyütmemek adına, yankısı yedi yüz küsur seneyi aşmış bu mühim mücadeleyi bir de kendisinin kaleminden okuyalım; “...Abaka Han, Pervane'yi katlettikten sonra Azerbeycan'a avdetinde (dönüşünde) Sultan (3.) Gıyaseddin’i veziriyle beraber götürmüş olduğundan Konya'da yalnız taraf-ı sultanîden bir kaymakam kalmıştı Karamanoğlu Mehmed Bey'in başını sevdâ-yı istiklal sarmış olduğuna binaen Konya'nın böyle boş kalmasından istifade etmek istedi. Fakat hanedan-ı saltanattan olmadığı cihetle meçhulu'n-neseb (soyu bilinmeyen) bir şahıs için güya Kırım'da vefat etmiş olan Sultan İzzeddin Keykavus'un, Gıyaseddin Siyavuş nâm oğlu imiş diyerek ona biat eyleyip kendisi de sadrazam oldu. Halbuki İzzeddin'in, Mes'ud ve Keyûmers nâm iki oğlu olup Siyavuş nâmında bir oğlu olduğu mâlum değildi. Mehmed Bey ise altı yüz yetmiş altı senesi sonlarında Cimri (Gıyaseddin Siyavuş) ile birlikte bağteten (ansızın) gelip Konya'yı zabtediverdi ve oradaki Selçukî kumandanlarını kılıçtan geçirdi. Askeri dahî şehri yağma etti. Mehmed Bey, yeniden devlet-i Selçûkiyye’yi teşkil ve tanzime başladı. Hatta o vakte dek Konya'da resmî tahrirât (yazışmalar) ve hesab defterleri lisân-ı Farisî (Farsça) üzere yazılagelmişken, Mehmed Bey; ‘Türk lisânı mahvoluyor, buna bir çare bulmalıdır’ diye Farisî lisânın istîmâlini (kullanımını) yasakladı. Tahrirât ve defterlerin Türkçe yazılmasını emretti. Daha sonra, Abaka Han tarafından Gıyaseddin ile beraber Tatar askeri sevk olunduğunu işittikte Konya'dan çıkıp hariçte ordu kurdu. Kıymetli eşyasını emniyetli mahallere aşırdı. Konya kadısı Sirâceddin el-Urmevî nâm fâzılın (erdemli kimsenin) re'y ve tedbiri ile Konya âhâlisi bil-ittifak (ittifak ederek) Mehmed Bey'in derûn-i şehirde [şehir içinde] kalan askerini sürüp çıkardılar ve kale kapılarını kapadılar. Mehmed Bey, dönüp kaleyi muhasara ettiyse de bir şey yapamadı. Sonra, Tatar askeriyle Gıyaseddin gelince, Mehmed Bey Ermanak'a gitti. Sarp dağlarda tahassun etti. (barındı) Altı yüz yetmiş sekiz senesinde, asâkir-i İlhaniyye (İlhanlı askerleri) Mehmed Bey'i sıkıştırıp kendisini ve emmizâdelerini katlettiler. Cimri de ahz u katlolundu (yakalanıp öldürüldü) Gâile (belâ) bertaraf kılındı. (*NOT: Cevdet Paşa'nın eserini yazarken yararlandığı kaynaklarda hata bulunduğunu düşünmekteyiz. Zira yazar, Mehmed Bey'in Konya'yı ele geçirdiği tarihi hicrî 677 sonları olarak belirtilmiştir. Ancak söz konusu tarih, milâdî takvime göre hesaplandığında, 1279 senesinin Nisan-Mayıs aylarına isabet etmektedir. Fakat olayın 1277 senesinde gerçekleştiği artık neredeyse kesinleşmiş gibidir.) KAYNAKLAR; - Ahmed Cevdet Paşa, Kısâs-ı Enbiyâ ve Tevârih-i Hulefâ, Bedir Yayınevi, İstanbul-1969, cilt 2, s. 468,469 - Türk Tarih Kurumu, Çevrimiçi Tarih Çevirme Kılavuzu (https://ttk.gov.tr/tarih-cevirme-kilavuzu/) - TDV İslâm Ansiklopedisi, ilgili maddeleri