KUR’ÂN-I KERİM’İN İNDİRİLDİĞİ AY RAMAZAN’DA KUR’ÂN’I KERİM’İ NE KADAR TANIYORUZ?
İslami ilimler deyince akla birçok ilim dalı gelir. Tefsir, Hadis, Fıkıh, İslam Tarihi, Tasavvuf vb. ancak bu ilimlerin temel gayesi İslâm’ı en güzel şekilde anlamak ve ileriki nesillere aktarmaktır. Bu aktarımı yaparken de müslümanların önceleyeceği en önemli ve kutsal kaynak Kur’ân’dır. Kelamullah’ı yani Allah’ın Kelâm’ı olan Kur’an’ı anlamak, yaşamak ve yaşatmak her müslümanın davası olmalıdır. İşte konusu başlı başına Kur’an’ı Kerim olan Ulumu’l Kur’an’dan kasıt Kur’an İlimleri’dir bu yüzden bu isim “Tefsir”den de daha kapsamlıdır. “Bu tanımlarda terimin çerçevesi çizilirken Kur’an’ın nüzûlü, tertibi, toplanması, yazılması, kıraati, tefsiri, i‘câzı, nâsih ve mensuhu, dil, üslûp ve belâgatı gibi konular zikredilmiştir.”[1] Yazımızda tercüme ederek yararlandığımız asrımızın önde gelen Müfessirlerinden Halepli Âlim Merhum Muhammed Ali Sâbûni’nin (rahmetullahi aleyh) et-Tibyân fî ulûmü’l Kur’ân (Kur’ân İlimleri’nin Beyânı) eseri son dönemde bu ilme dair yazılan öz ve kapsayıcı bir çalışmadır. 7’den 70’e tüm İslâm âleminin en çok meşgul olduğu ibadetlerden biri Kur’an tilavetidir. Bizzat gittiğimiz ve çocuklarımızı küçük yaştan gönderdiğimiz Kurân kurslarında, hafızlık kurslarında, camilerimizde öğretilmesi gereken ilimlerden bir tanesidir. Şöyle sokakta yürürken biri bizi durdursa ve “Bana Kurân’ı tarif eder misin?” dese buna verebileceğimiz elle tutulur bir cevabımız olmalıdır. Kur’an Nedir? Kur’an-ı Kerim’i bizlere okuyan, öğreten, anlatan ilk öğretmenimiz Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem) bir rivayette şöyle buyurmuştur: “Allah’ın kitabında sizden öncekilerin tarihi ve sizden sonrakilerin haberi vardır. Ve aranızdaki sorunların hükmü O’ndadır. O, (hakla batılı ayırıcı olarak) kesindir, saçmalık değildir. Her kim ki zorbalığından ötürü O’nu terk ederse Allah onun belini kırar. Her kim de hidayeti ondan başkasında ararsa Allah onu saptırır. O, Allah’ın sapasağlam ipidir. O hikmet dolu zikirdir (sözlerdir). O, (hakka) giden dosdoğru yoldur. O, arzu ve isteklerin kendisini hakikatten saptıramadığı dillerin, kendisine benzemediği, âlimlerin kendisinden doymadığı, çok tekrarlanmaktan eskimeyen, acayibi ( hayranlık verici yönleri) bitmeyen bir kitaptır. O, öyle bir kitaptır ki cinler onu dinlediği vakit: “Biz, doğru yolu gösteren harika bir okuma dinledik ve ona iman ettik. Artık kesinlikle rabbimize kimseyi ortak koşmayacağız.” (Cin Suresi: 1) Demekten kendilerini alamadılar. Kim O’nun dediğini derse doğru demiş olur ve kim O’nunla amel ederse sevap kazanmış olur. Kim O’nunla hükmederse adalet göstermiş olur ve her kim O’na davet ederse doğru yola hidayet edilmiş olur.” (Tirmizi, Fedailu’l Kurân, 14:3153) Kur’an İlimleriyle Kastedilen Nedir? Kur’an’ın İnişi, Toplanması, Tertibi, Tedvini (Yazılması), Nüzul (İniş) Sebepleri, Mekki ve Medeni Olması, Nasih ve Mensuh konuları, Muhkem ve Müteşabih olması ve direkt ya da dolaylı olarak Kur’an-ı Kerim’in alanına giren diğer meselelerdir. Kur’an’ın Tarifi Yüce kitabımız Kur’an’ın ittifaklı tanımı ise şudur: “Kur’an Cibril-i Emin (Cebrail) vasıtasıyla nebilerin ve peygamberlerin sonuncusuna indirilen, Mushaflarda yazılı, bize tevatür yoluyla nakledilmiş okunmasıyla ibadet edilen, Fatiha Suresiyle başlayıp Nas Suresi ile biten, beşerin benzerini getirmekten aciz kaldığı Allah’ın kelamıdır.” Kur’an’ın Faziletleri Kur’an’ı okumak, öğrenmek, ezberlemek ve O’nu öğretmek ile ilgili çokça fazilet vardır. İşte öncelikle Kur’an’ın faziletlerini yine Kur’an’dan dinleyelim ve ardından Hadis-i şeriflerden: “Allah’ın kitabını okuyanlar, namazı özenle kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan başkaları için gizli açık harcayanlar, asla zararla sonuçlanmayacak bir ticaret umabilirler.” (Fatır Suresi: 29) “Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve sessiz durun ki rahmete nâil olasınız.” (Araf Suresi:204) “Şu Kur'ân insanların kalp gözlerini açacak bir nur, sağlam bilgi edinmek için bir hidayet ve rahmettir.” (Casiye Suresi:20) “Bu Kur'ân insanlar için bir beyandır, müttakîler için de bir hidayet ve rahmettir." (Al-i İmrân, 3/138) Konu ile ilgili hadis-i şerifler: “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir.” (Buhari, Fedailü’l-Kur’an, 21) “Kur’an’ı gereği gibi güzel okuyan kimse, vahiy getiren şerefli ve itaatkâr meleklerle beraberdir. Kur’an’ı kekeleyerek zorlukla okuyan kimseye de iki kat sevap vardır.” (Buhârî, Tevhîd 52) “Ümmetimin şereflileri Kur’an’ı ezberleyenlerdir.” (Taberani, el-Mu’cemu’l-Kebir, 12/125) “Kur’an’ı okuyunuz çünkü Kur’an okuyanlara kıyamet günü şefaatçi olarak gelecektir.” (Müslim, Müsâfirîn, 252) “Kur’an-ı okuyan müminin hali ağaç kavunu gibidir kokusu da hoştur tadı da hoştur.” (Buhari, Zikru’t Taâm, 5427) “Şüphe yok ki Kur’an Allah’ın ziyafet sofrasıdır, gücünüz yettiği kadar O’nun ziyafetinden öğrenip istifade ediniz.” (Dârimî, “Feżâʾilü’l-Ḳurʾân”, 1) Kur’an’ın İsimleri Cenab-ı Allah Kur’an’ını birden fazla isim ile ifade etmiştir. Bu isimler, Kur’an, Furkan, Tenzil, Zikr, Kitab’tır. Bir de Kur’an’ı vasıflayarak ifade buyurmuştur Rabbimiz onlar ise şöyledir: Nur, Hüda, Rahmet, Şifa, Meviza, Aziz, Mübarek, Beşir, Nezir gibi. Kur’an’ın İnişi Ne Zaman Başladı Kur’an’ı Kerim, Efendimiz’in (sallallahu aleyhi vesellem) hayatından 40 sene geçince Ramazan ayının 17’sinde inmeye başlamıştır. İlk inen ayet “Rabbinin adıyla oku” (Alak:1) ayet-i kerimesidir ve son inen ayet ise kimi alimlere göre Bakara Suresi, 281. Ayet kimi alimlere göre de Maide Suresinin 3.ayetidir. “Bir günden sakının ki, onda Allah’a döndürüleceksiniz, sonra kimseye zulmedilmeden herkese hak ettiği tam olarak verilecektir.” (Bakara:281) “…Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâmiyet’i beğendim. Kim açlıktan bunalıp çaresiz kalırsa, günah sınırına varmaksızın yiyebilir. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Maide:3) Kur’an’ın Bölük Bölük İnmesinin Hikmeti Yüce Allah Kur'an'ın bir defada toptan indirilmeyişinin sebebini Furkan Suresi'nin 32'nci ayetinde şöyle açıklar: "İnkâr edenler: Kur'an ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi? dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık ve onu tane tane okuduk". Bu hikmetleri maddeler halinde şöyle açıklayabiliriz: Müşriklerin ezasına karşı Rasulullah’ın mübarek kalbinin kuvvetlendirilmesi için. Vahyin inmesinin Rasulullah’a ağır gelmemesi için Şer’i hükümlerin insanları alıştıra alıştıra konulması için Kur’an’ın ezberlenmesinin ve anlaşılmasının Müslümanlara kolaylaştırılması için Kur’an’ın hadiseler ve olaylarla beraber yürümesi (yani her zaman ihtiyaca cevap vermesi) ve zamanında hadiselere ve olaylara dikkat çekilmesi için Kur’anın kaynağının Allah Teâla olduğunu bildirmek için Kur’an bölük bölük inmiştir. Kur’an’ı Kerim Nasıl İndi? Kur’an-ı Kerim Kadir gecesinde levh-i mahfuzdan toptan olarak en yakın semaya inmiştir. Kur’an-ı Kerim en yakın semadan bölük bölük yirmi üç senede yeryüzüne inmiştir. Senenin gecelerinden mübarek bir gecede (Kadir Gecesi) Kur’an-ı Kerim Levh-i mahfuzdan toptan olarak en yakın semadaki “beytü’l izzet’e indirilmiştir. “Şüphesiz, biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin! Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır…” (Kadir Suresi: 1-3) Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) Kur’an’ı Nasıl Alıyordu? Efendimiz Kur’an’ı, vahyin emini Cibril-i Emin’den (Cebrail aleyhisselâm) o da Allahü zü’l celal’den alıyordu ve bu: 1- Altı ay süren sadık rüyalar şeklinde gerçekleşmiştir. 2- Uyanıkken melek görünmeksizin vahyi Peygamberin kalbine ilka buyurması ile gerçekleşir. 3- Melek insan suretinde temessül etmesi ile gerçekleşir. (Sahabeden Hz. Dıhye suretinde gelmiştir.) 4- Melek çan sesine benzer bir surette hitap ederdi ki en zor olanı buydu. 5- Cebrail asli suretinde görülmüştür. 6- Miraçta olduğu, gibi Allah'tan vahyi vasıtasız olarak almıştır. Kur’an’ın Lafzı ve Manasına İlişkin Batıl İki İddia Sözüm ona bazı dalalet ehli ilahiyatçıların ve müsteşriklerin Kur’an-ı Kerim’deki bazı ayetlerin lafzen değil de manen rivayet olunduğu yani Hz. Peygamberin gelen vahyi bizzat lafzen değil anladığı şekilde kendi kelimeleriyle yazdırdığı iddiası. Bu safsata için İmam Zerkani “Menahü’l İrfan” isimli kitabında demiştir ki: “İnsanlardan bazıları saçmalayarak; “Cibril-i Emin Rasulullah’a Kur’an’ın manalarını indirmiştir. Rasulullah da o manaları Arap dili ile anlatmıştır.” Diye iddia etmişlerdir. Diğer bir kesim de “Kur’an’ın lafzı Cibril-i Emin’e aittir, çünkü Allah ona yalnız Kur’an’ın manasını vahiy ediyordu.” Diye iddia etmişlerdir. Bu her iki iddia günah gerektiren batıl sözlerdir. Kitap, Sünnet ve İcma’ın açıklamasına zıttır. Kendisiyle yazı yazılan mürekkep kadar değeri yoktur. Benim inancıma göre bu iki iddia Müslümanların kitaplarına gizli olarak sokulmuştur. Bu iki iddiaya göre Kur’an’ın lafzı Hz. Muhammed’e veya Cibril-i Emin’e ait ise Kuran nasıl muciz(e) olur? Benzerini getirmekten beşer nasıl aciz olur? Sonra Kur’an’ın lafzı Allah’ın değil ise Kur’an’ın Allah’a nisbeti nasıl sahih olur? Halbuki Allah Teala “Ve eğer müşriklerden biri senden korunma isterse, Allah’ın sözünü duymasına fırsat vermek için onu koruma altına al; sonra onu kendi güvenlik bölgesine ulaştır.” (Tevbe:6) Buyuruyor ve kelamı (sözü) kendisine nispet ediyor. Kur’an’ın Cemedilmesi Kur’an’ı Kerim Peygamber Efendimizin zamanında ve Hülefa-i Raşidin döneminde olmak üzere iki devirde cem edilmiştir. Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem zamanında Kur’an-ı Kerim’in cem edilmesi iki şekilde olmuştur: Ezber yoluyla kalplerde (sadırlarda) toplanmıştır. Yazılma ve nakşedilme yoluyla satırlarda toplanmıştır. Kur’an’ı Kerim’in Yazılması ve Hz. Ebu Bekir Döneminde Toplanması Kur’an geniş hurma dalları, ince taş levhaları, deriler, omuz kemikleri gibi yazı yazılmaya müsait olan şeyler üzerine yazılmaktaydı. Zeyd b. Sabit (r.anh)’dan rivayet edilmiştir, demiştir ki: “Biz Rasulullah’ın yanında Kur’an’ı deriler üzerine yazıyorduk.” Ehl-i Sünnet âlimlerimiz Kur’an’ın yazılması “tevkîfîdir” derler yani Allah Teala’nın emri ve vahyi iledir. Cibril-i Emin bir veya birkaç ayet indirdiği vakit Rasulullah’a : “Ya Muhammed, Allah Teala sana bu ayetleri fülan surenin başına yazmanı emrediyor” der. Rasulullah da sahabeye: “Bu ayet-i kerimeleri fülan yere yazınız.” Buyururdu. Hz Peygamber’in vefatından altı ay sonra, Yemâme savaşında birçok hafızın şehit olması üzerine Hz. Ömer’in teşvikiyle Halife Hz. Ebu Bekir, Kur’ân-ı mushaf haline getirme kararı aldı ve bu görevi, Peygamberin Kur’ân’ı vahiy meleği Cebrail’e son okuyuşunda hazır bulunan, vahiy kâtibi ve hafız olan Zeyd b. Sabit’e verdi. O Kur’an’ı toplarken Kur’an’dan yazılı bir şey getirildiğinde onun Rasulullah (sav)’in huzurunda yazılmış olduğuna dair iki adaletli şahid şehadeti olmadıkça onu kabul etmiyordu. Zeyd, titiz bir çalışma ile Kur’ân’ı mushaf haline getirdi ve halifeye teslim etti. Bu mushaf, Hz. Osman zamanında yine Zeyd b. Sabit’in başkanlığında Abdullah b. Zübeyr, Sâid b. As, ve Abdurrahman ibn Hâris’den oluşan bir komisyon tarafından çoğaltıldı. Yeryüzündeki bütün mushaflar, bu ilk mushafların aynıdır.[2] Duamız O’dur Ki Allah’ım bizi Kur’ân’ın hakikatlerini hakkıyla anlayan, hayatına tatbik eden ve son nefesine kadar Kur’ân’ın hizmetkârı olan ve Kur’ân’ın Mübelliği, Müfessiri ve Mübeyyini olan Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin Sünnet-i Seniyye’sine sımsıkı sarılmış kullarından eyleye… Âmin. [1] Abdulhamit Birışık, "ULÛMÜ’l-KUR’ÂN", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2012, İstanbul, 42/132-135 2 Tıbyan fi Ulumu’l Kur’ân, Muhammed Ali Sabuni, Mektebetü’l Asriyye, Beyrut, 2016