KARAMAN’DA ÇOCUK SESLERİNDEN, SESSİZ BİLDİRİMLERE!
Teknoloji dediğin şey hayatı kolaylaştırdı kolaylaştırmasına… Uzak yakın oldu, haber anında ulaşır oldu, dünya küçücük telefonun içine sığdı. Eskiden günler süren işler şimdi birkaç dakikada halloluyor. Amma velâkin bütün bunlar olurken elimizden kayıp giden şeyler de oldu. Hele hele Karaman gibi Anadolu’nun önemli şehirlerinde insan bunu daha derinden hissediyor. Eskiden insanlar birbirine daha yakındı. Akşam oldu mu mahallede insan sesi eksik olmazdı. Kapı önüne tahtadan oturakla ve minderler atılır, çay demlenir, iki lafın biri kahkaha olurdu. Birinin derdi olsa bütün mahalle bilirdi. Düğün olsa herkes elinden ne gelirse yapardı. Şimdiki gibi “Bana ne?” denmezdi. Şimdi herkesin cebinde dünya var ama gönlündeki insanlık azaldı sanki. Karaman’ın eski mahallelerinde çocuk olmak başkaydı be… Yaz geldi mi sokaklar çocuk sesinden geçilmezdi. Top peşinde koşardık, misket dizerdik, saklambaç oynardık. Dizimiz yara olurdu ama aldırmazdık. Tozun toprağın içinde akşam ezanına kadar koştururduk. Bir yerden annelerin sesi yükselirdi: “Gelin eve gari!” O sesin içinde şefkat vardı… Güven vardı… Ev vardı… Şimdi bakıyorsun, çocukların çoğu odasında elinde telefon. Eskiden arkadaş kapıya çağırırdı, şimdi ekrandan çağırıyor. Mahalle aralarında top sesi azalırken telefonların bildirim sesi çoğaldı. Çocuk kahkahasının yerini ekran ışığı aldı. Teknoloji ilerledikçe insanlar da birbirinden uzaklaştı sanki. Eskiden bir dost özlendi mi kapısı çalınırdı. Şimdi mesaj atılıyor ama iki dakika sonra konuşma bitiyor. İnsanlar sürekli telefon ekranlarında çevrim içi amma gönülden çevrim dışı olmuş gibi. Komşular bile artık birbirini tanımaz oldu. Aynı apartmanda yıllardır oturan insanlar birbirinin adını bilmiyor. Eskiden bir evden yemek kokusu çıksa tabak komşuya da giderdi. Şimdi kapılar kapalı, perdeler kapalı, gönüller kapalı… Bir zamanlar mahallede biri hastalansa kapısı boş kalmazdı. Şimdi insanlar aynı binada oturup birbirinin cenazesini bile sonradan duyuyor. Bayramlar bile değişti. Eskiden bayram yaklaşınca tatlı bir telaş başlardı. Evler temizlenir, çocuklara bayramlık alınır, arife günü mezarlığa gidilirdi. Uzakta olan akrabaya kartpostallar gönderilir, büyüklerin eli öpülmeden bayram tamam sayılmazdı. Şimdi ise çoğu insan bayramı bir mesajla geçiriyor. “İyi bayramlar…” Hepsi bu kadar… Ne o eski heyecan kaldı… Ne kapı kapı dolaşan çocuklar… Ne de sabah erkenden bayramlaşmaya gelen komşular… Teknoloji bizi ışık hızında birbirimize ulaştırdı ama aynı hızla tembelleştirdi de. Kimse kimseye kolay kolay uğramıyor artık. “Bir çay içmeye geldim” diyen azaldı. Aynı sofrada oturan insanlar bile birbirinin yüzüne değil telefona bakıyor. Karaman sokaklarında hâlâ eski günleri özleyen çok insan var. Kapısı kilitlenmeyen evleri özleyen… Komşunun habersiz geldiği akşamları arayan… Sokaktan yükselen çocuk seslerini duymayı isteyen… Çünkü insan aslında eski zamanı değil, o zamandaki samimiyeti özlüyor. Bir dostun omzuna dokunmasını… Bir annenin “Üşütme kendini” deyişini… Bir babanın sessizce yanında oturmasını… Bir komşunun kapıya bıraktığı sıcak yemeği… İnsanın içini dolduran şey teknoloji değil gardaşlık, İnsanlık… Yaklaşmakta olan Kurban Bayramı’nın da belki bize yeniden hatırlatması gereken şey budur: Birbirimizi unutmamak… Bir kapıyı çalmak… Bir gönül almak… Büyüklerin elini öpmek… Küçükleri sevindirmek… Bu bayramda telefon ekranından değil de bir sofranın etrafında buluşabilmek duasıyla… Başta Karamanlı hemşehrilerim olmak üzere bütün milletimizin mübarek Kurban Bayramı’nı gönülden kutluyorum. Rabbim sağlık, huzur, bereket ve muhabbet içinde nice bayramlara eriştirsin. Ve ne olur… Ekranlara biraz ara verip birbirimizin yüzüne bakalım. Çünkü insanın insana en çok lazım olduğu zamanlardayız…