İRAN’A SALDIRININ 3. GÜNÜ
Uluslararası hukukun çiğnenerek Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yaptıkları saldırının üçüncü günündeyiz. Bu üç günde Amerika Birleşik Devletleri ve onu yönlendiren İsrail ile İran arasında karşılıklı saldırılar, özellikle İran dini lideri Hamaney‘in öldürülmesi ile birdenbire genişledi ve bütün Orta Doğu‘ya yayıldı. Sadece Orta Doğu’yla da sınırlı kalmadı bazı Avrupa ülkelerinin de, İspanya ve Norveç bunun dışında, Amerika Birleşik Devletleri-den yana bir tavır içerisinde oldukları; hatta ona açıktan destek verdikleri görüldü. Şu anda bir tarafta Amerika Birleşik Devletleri, İsrail, Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Bahreyn, Dubai, İngiltere, Fransa ve Almanya var. Diğer tarafta ise İran. Ve maalesef İran yalnız. Rusya İran’a sözle, destek bile değil, hak veriyor sadece. Bunun da yaptırımlar açısından çok fazla bir anlamı yok. Türkiye ise adeta her adımını ve konuyla ilgili her cümlesini tartarak, ölçüp biçerek kullanıyor. Mümkün olduğu kadar durumu yatıştırıcı konumda olmaya çalışıyor. Üçüncü günde en çok kaybeden taraf kanaatimizce İran‘dır. Zira saldırganlarca baştan beri hep söylendiği halde dini liderlerini koruyamamışlardır. Sadece onu da değil çok sayıda üst düzey siyasi yetkililerini ve en üst düzeyde 40’ın üzerinde askeri yetkililerini de korumakta yetersiz kalmışlardır. Bunun üzerine İran bu kayıplardan duyduğu öfke ve kızgınlıkla hareket edip İsrail’e ve Amerika Birleşik Devletleri‘nin üstlerinin bulunduğu Körfez ülkelerine elindeki en önemli silahı olan füzelerle saldırdı. İran’ın bu saldırısının beklenenin çok üstünde olduğunu hemen hemen herkes kabul ediyor. İran özellikle füzeler bakımından tahmin edilenden çok daha güçlü olduğunu şu bölgeleri füzelerle vurarak gösterdi: Natanz nükleer üssü, Aramco şirketinin petrol üsü, Hayber füzesinin her türlü karşı önlemlerin alındığının düşünüldüğü Irak’ı, Ürdün’ü geçerek İsrail’de Telaviv’ de Netanyahu’nun ofisini vurması, Kıbrıs rum kesiminde Akritas İngiliz üssüne saldırı düzenlemesi, Centcom’un Katar’da bulunan büyük istihbarat radarını vurması ve Kuveyt’te üç F-15 Amerikan uçağını düşürmesi İran’ın bu kapasitesinin ne kadar güçlü olduğunun işaretleri olarak görülmeli… Yani savaş giderek daha fazla yayılıyor. Muhtemelen Amerika Birleşik Devletleri’nin yönlendirmesi ve yardımlarıyla Körfez ülkeleri de kendi topraklarına yapılan füze saldırılarına karşılık vermek isteyecekler veya bunu yapmak zorunda kalacaklar gibi bir durumla karşı karşıyayız. Biliyoruz ki Amerika Birleşik Devletlerinin bulunduğu Körfez ülkelerine uçaklarla askeri malzeme gönderiyor… Kanaatimizce üçüncü günde gelinen durumun en riskli ve en kaygı verici sonucu bölgede bir Şii- Sünni savaşının çıkmasıdır. Böyle bir savaşın çıkması bölge için çok tehlikelidir. Müslüman‘ın Müslümanı öldürmesi demektir. Orta Doğu‘da bir din Savaşı’nın çok boyutlu olarak başlaması demektir. Din savaşları kolayca başlayabilir ama kolayca sonlandırılamaz. Ve din savaşları çok kanlı bir şekilde yaşanır. Ayrıca çok da uzun süreli olabilir. Irak - İran Savaşı’nın sekiz yıl sürdüğünü unutmamamız gerekir. Savaş taraflar arasındaki öfke ve kinini arttırır. Bu da savaşın önlenmesinin önündeki en önemli engel olur. Bölgede hem İsrail’in hem de Amerika Birleşik Devletleri’nin istediği büyük oran da budur: Bir kaos yaratarak, bir istikrarsızlık, bir kargaşa yaratarak Müslümanların birbirlerini öldürmesini sağlayarak bunu dışardan izlemek… Bu durum İran’ı yıpratır ve çok uzun olmayan bir vadede İran’da belki bir rejim değişikliğini de getirebilir. O halde yapılacak iş İran’ın uzlaşmaya yanaşmasıdır. Bunun yapılması hem savaşta şiddetin artmasını hem de daha çok can kaybına uğranmasını önleyecektir. Ne kadar çok gecikilirse o kadar İran’ın zarar göreceğini değerlendiriyoruz. Eninde sonunda müzakere masasına oturacak olan İran’ın çok zarar görmüş olarak masaya oturması daha ağır şartlarla karşı karşıya kalmasına sebep olacaktır. İran’ın bulunduğu durumdan daha az zararlı çıkmak daha az insan ve daha az güç kaybetmek için uzlaşmaya yanaşması gerekir. Bunu kendisi yapmasa da dostları kanalıyla bunu istemelidir. Kanaatimizce İran saldırılarını 2-3 haftadan sonra sürdürme imkânından mahrum olabilir. Diğer yandan hem Avrupa birliği ülkeleri hem Amerika Birleşik Devletleri halkı ve devlet örgütleri mutlaka ABD başkanı Trump’ı denetlemeli ve durdurmalıdır. Amerika Birleşik devletleri başkanının uluslararası ilişkilerdeki tutum ve davranışları dünyayı ekonomik ve siyasi olarak bir küresel krize ve yine küresel çapta bir Dünya Savaşı’na sürükleyecek niteliktedir. Savaşın üçüncü gününde en büyük endişe bölgede bir Şii- Sünni Savaşı’nın ortaya çıkmasıdır. Elbirliğiyle bunun önlenmesi gerekir, buna çaba göstermeliyiz…