HÜKMÜNE Mİ, HİKMETE Mİ?

Yayınlanma: 07.04.2026 12:37 Güncelleme: 07.04.2026 12:37

Mehmet Akif Ersoy merhumun SAFAHAT isimli eserini en iyi bilen değilim ama içeriğini iyi bilenlerdenim. Birçok beytini veya mısraını konuşmalarımda ve yazılarımda kullanırım. Ama ne zaman kullanmaya kalksam ezberime güvenmem ve tekrar Safahat’a bakarım. Ne zaman “Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol... Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol” beytini okumaya kalksam, “hikmete” yerine “hükmüne” diye okurdum. 1970’li yıllarda Konya’da mahalli bir dergide Mehmet Akif Ersoy merhuma arkadaşlık, öğrencilik, yoldaşlık yapmış olan Mahir İz merhumun Konya İslam Enstitüsü Müdürü Veli Ertan Bey’e yazdığı bir mektupta, okulun kapısının üzerine yazılan bu mısranın yanlış yazıldığını, ilmi bir kurumun böyle bir yanlışı düzeltmesi gerektiğini yazan mektubunda mısranın aslında “hikmete” olmadığını, doğrusunun “hükmüne” olduğunu yazar: Mektup B. Aziz-i muhterem üstadım Veli Ertan Bey kardeşim! Konya’mıza uzun tahassürlerden sonra nihayet kavuştuk. Ziyaret-i Molla Hünkar'dan sonra, müfti-i fazılımızı ve müteakıben cansiparane mesainizle ihya etmekte olduğunuz Yüksek İslam Enstitümüzü de ziyaret ettik. Şimdi baş muavin Hamdi Savlu Bey’in odasında zikr-i cemilinizle meşgulüz. Ancak bizi çok üzen bir şey işittim. Bazı mevzu ehadis ... levha halinde asılmış bulunuyor. Bunun manevi mes'uliyeti ciğerparemiz kardeşimizin omuzları üzerindedir. İnşaallah ilk hamlede bu vebalden tahlis-i giriban edilir. İkinci müşahedem kapının üzerindedir. Merhum Mehmed Akif Bey üstadımızın meşhur beytinin yanlış olarak yazılmasıdır. Eski harflerle bir nokta ziyade husule gelen bu hata artık galat-ı meşhur halinde yerleşmiş ise de büyük bir ilim ocağında bu yanlışı kabul etmek ilim namına çok acıdır. Küçük bir masrafla "hikmete" kelimesini, "hükmüne" şeklinde tebdil edilmesidir. Bu vesile (ile) hurmet ve muhabbetlerime tahassürlerimi terdif ederim kardeşim efendim. ll Ağustos 1969 Mahir İz 16 Ağustos 1969 tarihinde Kemal Edip Kükrkçüoğlu merhum da Veli Ertan merhuma şu mektubu gönderir: B. İstanbul; 3 Cumade'l-ahire 1388, 16 Ağustos 1969 Muhibb-i azizim, efendim, Mektubunuzu aldım. İnsanın -mahdut da olsa- sizin gibi samimi dostları bulunması cidden bahtiyarlıktır. Lilahi'l-hamdü ve'l-minneh kendimi bahtiyarlığa mazhar olanlar idadında sayarım. Hakkımızda Maliye Vekaletine yazıldığını bildiriyorsunuz. Olursa Hakk'ın rahmetindendir, olmazsa gizli hikmettendir. Rahmetli Mehmet Akif'in beyti; "Allah'a güven sa‘ye sarıl hükmüne ram ol, Ben bilmiyorum varsa eğer başka çıkar yol" şeklindedir. Eski harflerle bu beyti ihtiva eden şiir basılırken, dikkatsizlik eseri olarak, "hükmüne" kelimesi, "hikmete" suretinde çıkmış, T harfi Nun'a tebdil, yani hata tashih edilmeyerek öyle basılmıştır. Yeni harfe nakledenler, bunun farkın­da olmamışlardır. Enstitünüzün kitabesine de, bu suretle hakkedilmiştir. Zaten birçok levhalara da, "hükmüne", "hikmete" şekliyle alınıp ramirn olunmuştur. Hazreti Akif, ikinci mısrada, “tek çıkar yol”dan bahsettiğine göre, birinci mısrada gösterilen yolun da tek olması lazımdır. Halbuki, "hikmete" denilince karşımıza adeta Allah'a güvenme, sa'ye sarılma, hikmete ram olma gibi üç yol çıkıyor. Zann-ı kasıranemi sorarsanız, birinci mısra, "sa'ye, Allah'a güvenip sarıl; mukaddir-i yegâne "O" olduğuna göre de, hükmüne ram ol!" manasında anlaşılmalıdır. Ancak son günlerde bir vesileyle bu beyti Mahir İz Bey’le birlikte ele aldığımız, üzerinde konuştuğumuz sırada, "beyit 'hikmete' kelimesiyle yayılmıştır. Bunu düzeltme için münasip zamanda bir açıklamada bulunmak icab eder" demiştik. Mesele bundan ibarettir. Yalnız, bir müddet için bu açıklama, sizinle benim aramızda kalsın. Sebebini bilahare arz ederim. Malum a, galat-ı meşhuru lügat-i fusha ile tashihe kalkışmak kolay değildir. Enstitünüzün levhası da ilk imkânda böylece düzeltilebilir. Merakımı mucip olan cihet, keyfiyeti, fakirinizden bu sırada niçin sorduğunuzdur. Bu yanlışlığa biraz da merhumun "Allah’a güven, sa'ye sanıl…" demesi, yani vezin zaruretiyle "güvenip sa'ye sarıl" dememesi sebep olmuştur. Mesela; "Allah'a güven, öyle sarıl sa’ye sabur ol!" da diyebilirdi. Meşagil-i rüz merre arasında tafsilat-ı zaide ile başınızı ağrıtmayayım… Bu iki mektubu 1975-1979 yılları arasında Konya Yüksek İslam Enstitüsü’nde hadis hocam olan Prof. Dr. Ali Osman Koçkuzu merhumun yazdığı, ilmi ve akademik araştırma dergisi Yıl: 3 Sayı: 9 Temmuz-Aralık 2002 dergisinde yayımlanan makalesinden aldım. https://isamveri.org/pdfdrg/D02193/2002_III_9/2002_III_9_KOCKUZUAO.pdf Harf devriminden önce basılan Safahat’ta “hikmete” yazılıdır. Hikmete ile hükmüne kelimeleri çizgi olarak aynı yazılır. Birbirinden ayıran hükmüne’de iki nokta, “hikmete”de bir nokta olur. İkisinde de vezin bozulmaz. O günün baskılarında hatta bugün bile bazı matbaalarda mürekkep yayılmasıyla iki nokta birleşebilir. Dizgici hatası olabilir. Bilgiçlik yapan dizgicinin bilinçli işi olabilir. Benim başımdan geçti, benim yazdığım kelimenin yazım şeklinin onun dediği gibi olduğunu iddia etti ve yanıldığını yanıma çağırarak anlattım kendisine de ondan sonra benim yazdığım şekilde dizdi. Kemal Edip Kürkçüoğlu (1902-1977)’nun Akif (20/12/1873- 27/12/1936) merhumla münasebetlerini bilmiyorum ama Mahir İz (1895-1974) merhumun, Akif merhumla ilişkisinin baba-oğul, hoca-talebe gibi olduğunu Mahir merhumun “Yılların İzi” eserinden anlıyorum. Doğrusunu ondan duymuş olabilir. “Ne fark eder” derseniz, “hüküm” ile “hikmet" arasındaki farkı anlatmak için uzun bir kitap yazmak gerektirir.

Devamını Okumak İçin Tıklayınız