HAVADAN – SUDAN
Öylesine bir yazı işte… Adı gibi: Havadan-Sudan. Bazen insanın içinde birikenleri belli bir plan yapmadan, olduğu gibi kâğıda dökmesi gerekiyor. Bu da öyle bir yazı… Önce havadan başlayalım. Bugün hava çok bunaltıcıydı. Termometre 37 dereceyi gösteriyordu. Dışarı çıkılacak gibi değildi. Yine de Kutlu Parti Genel Merkezine gittim. Orada biraz hüzün, biraz da kızgınlık hâkimdi. Nedenini birazdan anlatacağım. Akşamüzeri bir alışveriş merkezine uğradım. İçerisi serindi ama fiyatlar adeta ateş pahasıydı. Gıdadan giyime kadar neredeyse her şeye el uzatmak zor. Metro ile gittim. Bir arkadaşım da fotoğrafımı çekti. Ben beğendim. Biraz kilo vermem gerektiğini de bir kez daha hatırlattı. Bugün dikkatimi çeken bir başka konu da, sıcağa rağmen özellikle gençlerin sokaklarda olmasıydı. Kızlı-erkekli gruplar hâlinde geziyor, sohbet ediyor, hayatın tadını çıkarıyorlardı. Onları görünce sevindim. Ülkem adına umutlandım. Nüfus artış hızının neredeyse durma noktasına geldiği bir dönemde gençlerin varlığı insana güven veriyor. Giyim kuşam konusunda ise zaman zaman kendi kuşağımla bugünün gençleri arasında belirgin bir anlayış farkı olduğunu hissediyorum. Keşke biraz daha özenli ve ölçülü olsalar diye düşünmeden edemiyorum. Ama bunun da benim yetiştiğim kültürün ve kuşağımın bakış açısı olduğunu biliyorum. İki gündür Ankara’yı dikkatle izliyorum. NATO Zirvesi nedeniyle şehirde olağanüstü güvenlik tedbirleri var. Olmalı mı? Elbette olmalı. Ama alınan tedbirler vatandaşın günlük hayatını gereğinden fazla zorlaştırmamalı; israfa da dönüşmemeli. Genelkurmay Kavşağı’nda kırmızı ışıkta beklerken, NATO üyesi bir ülkenin askerî heyeti Genelkurmay’dan ayrılıyordu. On iki araç saydım. Motosikletli korumalar da vardı. Güvenlik elbette önemli… NATO Zirvesi demişken, biraz da Genel Merkezden söz edeyim. Genel Sekreterimiz ve Genel Başkan Yardımcılarımızın büyük bölümü yine görevlerinin başındaydı. Odaları kısa kısa dolaştım. Her odada aynı kaygı konuşuluyordu: “Ne olacak bu memleketin hâli?” Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin Türkiye’ye verdiği haklar, egemenlik yetkilerimiz, NATO bünyesinde planlanan bazı yapılanmalar ve Kıbrıs’taki garantörlük haklarımız… Bütün bu başlıklarda ortak düşünce şuydu: Türkiye’nin egemenlik haklarını zedeleyecek hiçbir gelişmeye razı olunmamalı. Uzun uzun fikir alışverişinde bulunduk. Kanaatimiz odur ki, gerçekten yerli ve millî bir yönetim, milletimizin tarihî haklarını ve devletimizin egemenliğini tartışma konusu yaptırmaz. Ama burası Türkiye… Dayatmalar hiç eksik olmuyor. Ve ne yazık ki bazen bu dayatmalara direnmekte yeterince güçlü olamıyoruz. Hayırlısı diyelim… Şimdilik elimizden gelen; gelişmeleri dikkatle takip etmek, düşüncelerimizi milletimizle paylaşmak ve doğru bildiğimizi söylemeye devam etmek. Genel Merkezden ayrıldıktan sonra Sıhhiye Orduevi’nde birkaç subay arkadaşımla buluştum. Konuştuğumuz konu yine aynıydı: NATO Zirvesi sonrasında Türkiye’nin egemenliği ve bağımsızlığı açısından doğabilecek gelişmeler… Akşam eve döndüm. İçimde birikenleri biraz olsun hafifletmek için de bu “havadan-sudan” yazıyı kaleme aldım. Böyle yaşıyoruz işte… Günler geçiyor. Hayat devam ediyor. Bir yandan sıcakla mücadele ediyoruz, bir yandan hayat pahalılığıyla, bir yandan da memleket meseleleriyle… İnsan bazen düşünüyor: Biz mi çok sessizleştik, yoksa gürültünün içinde sesimizi mi kaybettik? İnşallah millet olarak haklı olduğumuz konularda zaman geçmeden gereken duyarlılığı gösteririz. Çünkü bazı kayıpların telafisi vardır; bazılarının ise yoktur.