GÖNÜLLERİN PAYLAŞIMI RAMAZAN
Bir din için tüm ibadetler değerlidir. İbadetlerin bir önem sıralaması yoktur. Yine de; Ramazan ayı içinde yerine getirdiğimiz oruç ibadeti, inancın görünür kalabalıklar ile en yoğun ve en komplike yaşandığı bir ay olması nedeniyle Müslüman sosyalleşmesinin motoru olarak da nitelenebilir. Sofraların paylaşımı elbette çok değerlidir. Ama asıl gönüllerin paylaşımının tavan yaptığı bir ay olması nedeniyle Ramazan, insanlar arasındaki yakınlaşmanın belirgin bir şekilde öne çıktığı zamanlardır. İslâm ahlâkı müthiş yaralar aldı. Sözde başka özde başka olanların dini çıkar amaçlı nasıl kullandıklarını gördük. Gösterişli ibadetler yoluyla samimi Anadolu Müslümanlarının nasıl manipüle edildiğine yıllarca tanık olduk. İnancımız, her türlü insanlık suçunun örtüsü yapıldı ve bunları gören yeni nesiller inançlara uzak olmayı seçti. Artık “biz” diyebilenin kalmadığı, nefsimizin ve kişisel hırslarımızın bizi nasıl bir “ben” bataklığına çektiğini görmek için bir kılavuza gerek yok. Halbuki İslam bilinci “biz” ile örtüşür. “Ben”leştikçe bozulur ve kişisel çürüme başlar. Arkasından toplumsal çürüme gelir. Orman tüm sağlıklı unsurları ile orman vasfındadır. Her birisi hastalığın pençesinde kıvranan ağaçların oluşturduğu kalabalığa orman denmez. İnsan da öyle. Kendisine ve değerlerine yabancılaşmış insanlardan sağlıklı bir toplum oluşturulamaz. Onların bir araya gelmesinden oluşan topluluğa da millet diyemeyiz. Bu dönemin sonuçlarını önümüzdeki on yıllarda almaya başlayacağız. Fakat giden gitmiş olacak. Ramazan Ayı tüm bu olumsuzluklara ve hastalıklara çare arama ayıdır. Topluca hesap görme ayıdır. İyi ki de var. Elli yılın çok üzerinde bir zamandır kalem tutan ve kelam eden bir kardeşiniz olarak diyorum ki; “yavaş yavaş frene basın ve kendinizi bir dinleyin” Çıkın iki yüz kilometre gitmesiyle övündüğünüz arabanızdan. Çünkü o hızlarda görmek istediğiniz her şey flu bir biçimde yanınızdan akar gider. Durmazsanız göremezsiniz. Durun ve arabadan inerek derin nefesler alın. Ramazan yaşamın durak yeridir. Durun ve dinleyin. Doğayı ve kendinizi… Aldığınız o nefesin, frenine basmak istemediğiniz arabadan ne kadar daha değerli olduğunu hissedin.