EĞLENİYORLARMIŞ

Yayınlanma: 17.03.2026 11:31 Güncelleme: 17.03.2026 12:11

“Demokratik usullerle iktidara gelen, halkın yüzde elli birinin oyunu alan bir insanın, günde aynı konuda birkaç defa yalan söyleyen bir başkan nasıl savunulur?” sorusuna cevap yok. Bu bir istisna deseler, bundan önceki de aynıydı. Yoksa bu eğitim, doğru söylememe eğitimini mi veriyor? Bir Yahudi’nin adasında küçücük kızlara tecavüz eğitimi mi veriyorlar kral adaylarına, para babalarına. Bunlara da istisna/sıra dışı mı denecek? Peki, onlara oy verenler ne durumda? - Bilmiyorlardı. Şimdi biliyorlar. - Herkes öyle değil. - İran’da iki yüz kadar kız öğrencinin kaldığı yeri bombalayıp öldüren ABD komutanına ne diyeceksiniz? Askeri üniversite mezunu, kültürlü sandığınız biri, batırdığı gemi için, “Neden esir almadın da batırdın?” sorusuna, “Batırmak daha eğlenceli oluyor” diyor ve başkanı da onu basına duyururken iftiharla söylüyor. Ayak bastıkları yerde ot bitmeyen bir toplum yetiştiriyorlar. Biz, “Dünyamız, cennet yeşili olsun” diyoruz, Onlar, kızıla boyamak istiyorlar. İstisnasız yönetici olarak hepsi, ABD’si, Avrupa Birliği ve İngiltere, hepsi zalimin yanında, mazlumun karşısında olacak şeklide eğitiliyorlar. Öğrenci iken daha doğuştan getirdikleri İslam fıtratının tamamen yok edilmediği zamanlarda mazlumun yanında olanlar bile yönetimin başına geçince yer değiştiriyorlar. Gençken koşu, güreş, futbol ve çeşitli spor dallarında yarışırken büyüyünce, “Benim füzem şu kadar insan öldürür, benim atom bombam senin atom bombanı döver” yarışı yapıyorlar. Rabbimiz ise bizim “Hayırlı işlerde yarışmamızı” emreder: “Hayırlarda yarışınız” (Maide Sûresi, ayet 5/48) Gül alınıp, gül satılan, gülü gül ile tartılan, çarşı pazarı gül kokan ashab-ı kiramın fethettiği yerlerde şimdi şirk ve gavurluk eğitiminden geçen insancıklar, gülle ile, füze ile atışlar yapıyorlar, sokaklardan kan, barut, kimyasal kokular gelirken gülmeler susuyor ve havada feryadı figanlar arşa doğru yükseliyor. Hırslarının esiri olan bu kâfirler grubu, karşılarındakilere zarar verdiklerini zannederken kendi çocuklarına da düşman çoğalttıklarının farkına varamıyorlar. Kendi çocuğunu kâfir olarak yetiştirirken sonsuz senelerde cehennemde yanması için yüz binlerce dolar harcayarak cehenneme hazır hale getirenlerden ne hayır umulur? Kendisinin ve çocuğunun cennetlik olması için canını ve malını insanlığın önüne ipek halı gibi serenleri “terörist” ilan edip nerede bulursa yakalamaya çıkan adama ne denir? Güçlüye karşı sırıtkan, mazluma karşı sırtlan kesilenler bombalarıyla başları ezerler ama bedenindekini ve kalbindekini ezemedikleri gibi harekete geçirirler. İnkâr hortumuyla cehennem dumanını kursaklarına çekenler, dünyayı cehenneme çevirirken cennet özlemini de halkta uyandırdıklarının farkında değiller. İslam’ın yayılmasında İbrahim aleyhisselamı ateşe atanların da katkısı olmuştur ama ateşten başka bir şeye inanmayanların ateşini artırmıştır. Musa aleyhisselamın gelişini engellemek için doğan her erkek çocuğunu öldürenlerin yıkımı, kendi saraylarında besledikleri Musa aleyhisselam eliyle olmuştur. Kendi ırklarından olan İsa aleyhisselamı bile asmaya teşebbüs eden Yahudiler ve Allah’ın oğlu kabul ettikleri İsa aleyhisselamı astıklarını iddia eden Yahudileri destekleyen Hıristiyanlar, Gazze’de yüz yılda milyonlarca Müslüman öldürenler şu anda dünyada yaşayan her insanı kendilerine düşman ettiklerinin karşı oldukları İslam’ın rahmet deryasında yaşamaya koşuyorlar ama onlar bunun da farkında değiller. Şunu herkes bilsin ki, dünyadaki her çeşit kâfirliğe sahip olanlar bir araya gelseler, teknolojilerini birleştirseler, hepsi birden aynı anda güneşin ışığına karşı üfürseler zerre kadar etkili olamazlar. Güneş, Allah’ın yarattığıdır. İslam da Allah’ın dinidir. Bu yolda şehit olanlar, bu dünya denen hapishaneden cennetteki köşklerine ulaşan insanlardırlar. Ve bu insanlar, dünyadaki can taşıyan her insanın İslam nimetinden faydalanması için ömrünü bu yola kurban edenlerdirler. Kâfirler, doktorunu öldüren hastalıklı insanlardırlar. Ya-Sin Suresinin ikinci sayfasında anlatılan o şehit Müslüman ayaklar altında işkenceyle öldürülürken bile katilleri için iyilik düşünen ve “keşke” diyenlerdirler. Kâfirler eceli gelenlerin katili olabilirler ama imanlarını ve imkânlarını öldüremezler. Şahidimiz, 1400 yıllık tarihimizdir. Silahın üstünlüğü geçici, imanın üstünlüğü kalıcıdır. İman nurunu söndürmeye çalışmak, güneşin aydınlığını yok etmek imkânsızdır.

Devamını Okumak İçin Tıklayınız