DİN, LAİKLİK VE İMAM HATİPLER ÜZERİNE
Dün akşam bir Youtube kanalında ATA Parti Genel başkanı Namık Kemal Zeybek bakanımız, KUTLU Parti Genel başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu ve akademisyen Gökhan Çapoğlu’nun katıldığı program çok ilgi çekici, bilgilendirici, ülkemizin güncel sorunlarına çözüm getirem bir programdı. Katılanlara ve programı yapanlara teşekkür ederiz. Programda sorulan her soru ve tartışılan her konu önemliydi. Ama imam hatip okullarının işlevi ve kapatılması ile ilgili konu biraz hararetli olmakla birlikte seviyeli bir biçimde tartışıldı. Herkes de iyiniyetle inandığı görüşünün net biçimde ortaya koydu.  Biz de Kutlu Parti  eğitim meselelerinden sorumlu biri olarak bu konudaki görüşlerimizi kısaca yazmak istedik. Türkiye’de din tartışmaları çoğu zaman yanlış bir eksende yürütülmektedir. Mesele, imam hatip okullarının varlığı ya da yokluğu değil; bu okullarda nasıl bir din anlayışının öğretildiğidir. Laiklik, sıkça iddia edildiği gibi dinsizlik değildir. Aksine, dinin devlet gücüyle dayatılmasını ve cemaatler eliyle istismar edilmesini önleyen bir güvencedir. Laikliğin zayıfladığı yerde din özgürleşmez; tarikatlar güçlenir, hurafeler yayılır. Bu çerçevede, dinî geleneklerin eleştirisi yapılırken, bunun halklara yönelik bir ötekileştirmeye ya da inanca karşı bir düşmanlığa dönüşmemesi de temel bir sorumluluktur. Türkiye’de, Arap kültürü ile dinin eleştirel biçimde ayrıştırılması gerekirken, bu ayrım yapılmadan yürütülen Arap karşıtlığı ya da İslam düşmanlığına da izin verilmemelidir. Sağlıklı bir din eğitimi Kur’an merkezli olmalıdır. Kur’an, dinin ölçüsüdür; diğer tüm yorumlar tarihsel ve beşeridir. Ayetlerin bağlamından koparıldığı, aklın ve eleştirinin dışlandığı bir eğitim anlayışı, inancı güçlendirmez; itaati ve korkuyu besler. Dini hurafelerden arındırma iddiası, Arap halkına yönelik kültürel bir karşıtlığa ya da İslam’a düşmanlık üretmenin bahanesi hâline getirilmemelidir. Tasavvuf ise ahlak ve nefs terbiyesiyle sınırlı kaldığı sürece değerlidir. Şeyhin masumlaştırıldığı, rüyanın vahyin önüne geçtiği, sorgulamanın günah sayıldığı her yapı ise maneviyat değil, hurafe üretir. İmam hatip okulları kapatılarak değil; aklı, ahlakı ve çoğulculuğu merkeze alacak biçimde dönüştürülerek topluma katkı sunabilir. Aksi hâlde iyi niyetle açılmış kurumlar bile, istemeden de olsa sorunun bir parçası hâline gelir. Türkiye’nin ihtiyacı, korkuyla değil bilinçle inanan; bağlılıkla değil ahlakla yaşayan bir din anlayışıdır.