DEĞİŞENLER DEĞİŞMEYENLER

Yayınlanma: 27.01.2026 12:34 Güncelleme: 27.01.2026 12:34

İlk bilgisayara 1990 yılında sahip oldum. Atla, katırla, eşekle üç ayda gidilen yolları üç saatte alan uçaklar gibi geldi bana bilgisayar. Yapanlara Allah din, iman nasip etsin diye dua etmiştim. Yapay zekâyı dinledim geçen hafta uzmanından. Televizyonlarda anlatanları da dikkatle dinlerdim ama bu uzman, sorduğum sorulara da cevap veren biriydi. 1974 yılından beri tanıdığım mücahit bir dostumun yazdığı şiirleri bilgisayara yazmış, yapay zekâya da “filan makamda bu şiirleri bestele demiş” ve çok temiz bir İslami marş çıkmış. Yapay zekâyı, iyi yolda, hayırlı işlerde, kullanmaya devam edelim. Ama hiçbir zaman, yapay zekâ, kendisini yapan uzmanı geçemeyecektir. Hiçbir yapay şey veya hard diskler, aslın, tabii olanın yerini alamadığından büyük çaplı işletmeler, dosyalarını hard disklere kaydederken eski dosyalama sistemine de devam ediyorlar. Olsun, yapay zekâyı kullanmaya devam. Yapay zekâ, şiir bile yazıveriyor ama ruhsuz. Kızımla beraber hat ve tezhip sergisini geziyoruz. Saygı duyduğum hattatını ve tezhipçisini bildiğim bir eserin önünde dururken kızıma sordum, “Bu eserin tezhibi bana kusursuz görünüyor ama çekici değil” dedim. Kızım, dikkatle baktı ve “Haklısın, bu hanımefendi iyi bir tezhipçi ama herhalde acelesi vardı, küçük bir numuneyi eliyle çizmiş, onu çoğaltarak çerçevenin her tarafına kopyalamış. Baştan sona kadar her yerinde kendi elinin çizdiği olsaydı çekicilik de olurdu” anlamında bana anlattı ama bu ifadeler benim anladığımdır. Sanatın da kendi dili vardır ve ben o dili bilmediğimden kendi anladığımı naklettim. Değerli bir dostum halı üretimi yapardı. Bir holding onu da kendi bünyesine almış ve patron, “Elişi halı üretimine hız ver; para sıkıntın olmayacak” demiş. “Dört yüz evde tezgâh kurdum, metrekaresine göre hanımlara ücret ödüyorum, evinde canı istediğinde çalışıyor. Hanımların dokuduğu desenlerden o günkü haleti ruhiyyelerini de ben okurum. Kocasına, kaynanasına, eltisine, görümcesine kızdığı veya mutlu olduğu yerlerde dokuduklarından ben anlarım. Aynı deseni mutlu iken dokumuşsa desen orijinalin aynısı çıkarken, kızgın olduğu zamanlarda dokuduğu aynı deseni ise ezer” demişti, Allah rahmet eylesin. Sanatçının elinden çıkan eser beste olsun, güfte olsun, resim olsun, makale olsun, halı olsun, semer olsun, altın işleme olsun her ne yaparsa o günkü havanın açık, kapalı, nemli, kuru, pusarık, yağmurlu, parasız veya paralı olması, eserini de etkiler. Ve bu durum, onu izleyenler, dinleyenler, görenler… hissederler de nedenini bilemeyebilirler. Sarhoş meyhane müdavimleri, sanatçının canlı söylemesi için gelirmiş. Sanatçı hasta olsa da, kendi doldurduğu kaseti pleybek yapsa ağzını hareket ettirse sarhoş bile işin farkına varır tepkisini gösterirmiş. Neden? Aynı salonda, aynı hava, aynı hisler dorukta iken filan baharda, filan olayların gündemde olduğu günlerde, ayrı hislerin havada dolaştığı yıllarda kaydedilen gün söylenenle o gün canlı söylenen arasında fark vardır. Dede, “Aaah nerde o Hafız Burhanlar…” Oğlu, “Aaah nerde o Abdürrahman Gürsesler…” Torun, “Mehmet Sevinç, Ramazan Pakdiller onlardan daha güzel okurlar” diyor. Onun torunu da kendi dönemindekileri dinlemeye devam edecek. Çağları, seneleri, ayları, haftaları, günleri evirip çeviren Rabbimiz, bizi de evirip çeviriyor ve lütfuyla keremiyle değişmeyen din üzerinde tutuyor. Sebepler, araçlar değişir ama İslam dini değişmez. Sevdiklerimiz değişir ama sevmek değişmez. Isparta’da Mayıs ve Haziran aylarında gülcüler gül yağının en kalitelisini elde etmek için seher vaktinden gün doğumuna kadar olgunlaşan gülleri topladıkları gibi acele fabrikaya götürüp yağı kaybolmadan kazanlara koyarlarmış. Güneş gördükçe yağ kalitesi düşermiş. Özel gül yağı üretmek isteyenler, güneş doğunca toplamayı bırakır, ikinci günün seherinde yeniden toplayarak yeni yetişen tomurcukların da olgunlaşmasıyla Haziran sonuna kadar bu seher vakti toplama işlemi devam edermiş. Gül bile, seherde daha güzel. Bülbülün en güzel ötüşü de seher vaktinde olurmuş. Eskiden bülbül sesi hayranları, İstanbul Sarıyer ormanlarında seher vaktinde ellerinde teypleriyle sessizce dolaşır seherde bülbül sesi kaydederlermiş. Zamanın da üzerimizdeki etkisi vardır. Rabbimiz, seher vakti ibadetlerimize de dikkatimizi çeker: “Şüphesiz muttakiler, bahçeler ve su kaynaklarındadırlar. Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak. Çünkü onlar bundan önce iyi işler yapanlardı. Gecenin çok azında uyurlardı. Seherlerde istiğfar ederlerdi.” (Zariyat süresi ayet 51/15-18, Al-i İmran süresi ayet 3/17) Mekânların da üzerimizde etkisi vardır. Cudi Dağı, Tur Dağı, Zeytin Dağı, Arafat Dağı gibi. Kalbimizde ezeli ve ebedi olan Allah celle celalühün kitabı Kur’an, Elimizde Mushaf’ın kâğıdı, cildi, dijitali değişti ama Kelamullah, değişmedi, değişmeyecek. Aya insanlar yerleştiğinde, orada da Müslümanların dilinde, güneşi, ayı ve kâinatı/evreni yaratanın kelamı okunacaktır inşallah.

Devamını Okumak İçin Tıklayınız