DEĞERLİ OLANIN DÜŞMANI ÇOK OLUR

Yayınlanma: 02.03.2026 14:23 Güncelleme: 02.03.2026 14:23

Paris’in göbeğinde, dünyanın en korunaklı müzesinde, müzenin en değerli pırlantaları çalındı 2025’te. Materyalist eğitimden geçen her dünya düşkünü insanın aklından onları çalmak geçerken bir grup gelip çalmayı başarmışlar. Kıymetli, değerli olan şeyin düşmanı ve hırsızı çok olur. İslam dini, Kur’an ve sünnete uygun olarak herkese İslam adaleti içinde muamele ederken, dünyada din adı altında insanlar zulmedilirken İslam’ın ülkelere adalet dağıtıcılığı yaptığını gören dünya düşkünü Yahudiler, Hıristiyanlar ve diğer sahte dini ayakta tutmaya çalışanlar, “Neden bu İslam dini İspanya’da Endülüs devletiyle 700 yıl, Osmanlı’da 600 yıl adalet ve bilgi kaynağı olur da biz neden zalim oluruz” diyerek hasetlerinden ilim ışığını söndürmek için bütün asırlarını Haçlı Seferleriyle israf ettiler. Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta samimi olanlar, Müslüman oluverince haset ve kin üretme merkezleri bilginin ışığından göz ve kalpleri kamaşınca onu söndürmek için koşmaya başladılar. Rabbimiz bu durumu bize şöyle açıklar:  “Ehl-i kitaptan çoğu, gerçek kendilerine açıklandıktan sonra nefislerindeki haset nedeniyle sizi imandan sonra küfre çevirmek isterler. Fakat size Allah'ın emri gelinceye kadar onları bırakın ve afvedin. Şüphesiz Allah, her şeye kadirdir.” (Bakara Süresi ayet 2/109) Dikkat ediniz ayette, “Sizi imandan sonra küfre çevirmek isterler” ayetini bilmediği halde, ABD Başkanı Trump, “Biz, sizin rejimizi değiştirmek için saldırıyoruz” diyor. Kudüs, yüz yıldır esaret halinde olduğu halde, Kudüs’ü ziyaret eden her turist, hangi dinden olursa olsun, Müslümanlarla Yahudileri davranışlarından anlar ve Müslümanları kendilerine daha yakın bulurlarmış. İşte Netanyahu’yu ve bütün sosyolog psikolog ve bütün …gog’ları çıldırtan da bu. Bu nasıl bir din? Yetmiş bin Müslüman’ı şehit edilen Gazzelilerden tedavi olmak için Mısır’a izinle geçenler, tedaviden sonra Mısır’da kalabilecekken Gazze’ye geri gelirken galip gibi görünen İsrail, savaş başlayalı beri kendi vatandaşlarının yurt dışına çıkışını engelliyor. Yurt dışına çıkmaya izin verdiklerinin de parasını sınırlıyormuş; yoksa ülkede insan kalmayacakmış. Yine ABD, AB ve Netanyahu’yu çıldırtan bu. İki gün önce Mısır’da tedaviden sonra geri dönen bir hanımefendi, eşinin, babasının ve annesinin şehit edildiği evine geri dönüşünü haberlerde izledik. Amma velakin, işgal ettiği her ülkede kalamayan, mutlaka ardına bakmadan kaçmak zorunda kalan ve geride ülkeyi kanla boyadığını savaş uçağından görenler bu sefer taktik değiştirdiler. “Rejiminizi değiştirmenizi istiyoruz” diyorlar. Anayasanızı batı kriterlerine göre yapacaksınız, hayatınızın her alanında bizim kanunlarımız olacak. İzzetmiş, şerefmiş, namusmuş, harammış, helalmiş, onurmuş geçin bunları. Canınız ne istiyorsa onu yapabilecek kanunlar sunacağız sizlere. Her şeyin alımı, satımı, üretimi, taşınması serbest. Örnek mi, buyurun İngiltere’nin, Avrupa’nın, Amerika’nın en seçkin ve zengin seçilmişlerinin küçücük kız çocuklarını parası olan herkese açık adalarda, otellerde telefonla evlere sağ olarak veya cızbız yapılan etlerinin de alımı, satımı, kullanımı serbest bir dünya pazarı kurmaya davet ediyorlar. İtiraz edenlere harp ilan ediliyor. Başarılı olurlar mı? Eski Mısır’da, kadınlar kulübünde, hangi erkeklerle fuhuş yapılabilir tartışmasının olduğunu haber verir Kur’an. (Yusuf Süresi ayet 12/31-32) Yusuf aleyhisselam onların gözünde köle, biz Müslümanların gönlünde Allah’ın seçtiği bir peygamber, Mısır’a hem peygamber hem de sultan oluyor. İbneliğin ilk başlatanı olan bir topluma peygamber olarak gönderilen Lut aleyhisselam başarılı olmuş. Nemrut’tun tağutluğuna başkaldıran İbrahim aleyhisselam ateşe atılmayı göze alarak başarılı olmuş. Musa aleyhisselam, bir avuç Müslüman’la zalim Firavun’un ordusuyla azgın denizde boğulma arasında kaldığında başarılı olan yine Musa aleyhisselam olmuştur. Heykelcilikte Nemrut, halkı efendiler ve köleler olarak iki sınıf kullara ayıran Firavun, ibneliği icat edenler, fuhşun her çeşidini usulüne uygun yapmayı serbest edenlerin yolundan giden çağdaş putlar, yaptıkları her türlü ahlaksızlığı ve kapitalist zulmün önünde hâlâ Müslümanların olduğunu, her yerde karşılarına çıkanların Müslüman olduğunu görünce bunların kökünü kazımak için savaşın bu işi halledemeyeceğini anladılar ve bize, “Rejiminizi değiştirin, bizim kriterlere göre hareket ediniz ve size İslam rejimi hariç her türlü yardımı yapmaya hazırız” diyorlar. Biz de, “Bu dünyanın bir de ahireti var. Bu dünyada kimin kulu olursak ona göre ahirette karşılık göreceğimize imanımız var. Kısacık ömür için sınırsız hayatın olacağı ahiretimizi satamayız. Biz İslam’ı yaşamadığımız için bu durumdayız. Yaşadığımız dönemlerde İstiklâl Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi: “Donanma, ordu yürürken muzafferen ileri, Üzengi öpmeye hasretti Garb’ın elçileri! O ihtişâmı elinden niçin bıraktın da, Bugün yatıp duruyorsun ayaklar altında?” Garbın/Batının elçileri kendi aralarında birbirlerine hava atarlarken “Ben, yeniçeri askerinin ayağının üzengisini öpme şerefine ulaşmış adamım” diyerek hava attığı günlerdi. Şimdi düşmedik, düşük değiliz ama terazinin iki tarafından biri ağır basarsa öbürü kalkar ya, işte öyle bir durumdayız. Rabbimiz bunu Uhud Savaşı’nda kaybeden Müslümanlara: “Eğer size (Uhud’da) bir yara değmişse, o topluluğa da (Bedir’de) benzeri bir yara değmiştir. O günleri biz insanlar arasında dolaştırır dururuz. Bu, Allah’ın sizden iman edenleri belirtmesi ve sizden şehitler edinmesi içindir. Allah, zalimleri sevmez. (Bu) iman edenleri temize çıkarması ve kâfirleri azaltması içindir. Yoksa siz, Allah içinizden cihat yapanları belirtmeden ve sabredenleri belirtmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız?” (Al-i İmran Süresi ayet 3/140-142) Dünyadaki bütün pırlantaları, altınları, gülleri, bülbülleri, ipekleri… Yaratanın cennetini sonsuza değin kazanmak için Rabbimizin bize verdiği can ve malı O‘nun yolunda harcamadan oraya layık olma imkânımız yok. Mevla’nın mabedinde zikir çekenin tespihi zincirden olurmuş. Gül, yüksek basınçlı kazanlarda kaynamadan, gül yağı olup güzellere kavuşamazmış. Mum, yanmadan, ağırlıklarından kurtulmadan ışığa dönüşüp aydınlatamazmış. Rabbimiz de Müslümanlar arasındaki çıkarcıları ayıklamak, saf, tertemiz bir toplum çıkarmak için bazen bize belalar (imtihanları) verirmiş. Bu tökezlemeler, mağlubiyetler, müminler arasındaki gerçek müminlerle münafıkları birbirinden ayırmak ve de sağlığında diliyle eliyle Allah’ın şahidi olanların sonunda kanlarıyla şahitlik yapmaları içindir. Şehit, kanıyla şahitlik yapan insandır.

Devamını Okumak İçin Tıklayınız