BİR YER
Bir yer düşünün… Ya da düşünmeyin… Öyle bir yer düşünmeyin ki o yer sizin cehenneminiz olmasın… Zihninizin berraklığına o yer hiç yansımasın. İnsanların ölümü kurtuluş yolu olarak gördüğü yerde yaşamak zorunda bırakılmayın. Ayağına diken batsa yüreği kanayan annelerin evlatlarının kemiklerini dahi bulmaktan yoksun bırakıldığı vedasız ayrılıklarınız olmasın. Her bir karışına kanını feda etmeye hazır bireylerin sırtında yükselenlerin ayakları altında ezilmesin yaşama sevinciniz. Hayata bağlanma isteğinizi her gün nefessiz bırakan onursuz varlıkların pişkin sırıtışlarının boğduğu boğazınıza düğümlenmesin sevdiklerinizle kurduğunuz düşleriniz. Sevdiğinizi en sevdiğiniz yere, yüreğinizin en narin kısmına saplanmasın sizden koparılanların acısı. Bir toprak parçasının çürüttüğü bedenlerden arta kalan kemik parçalarına ulaşmayı kızına kavuşmak sayan annelerin ahlarının sardığı yeri hiç aklınıza getirmeyin. Hiç kimsenin insanca yaşama layık görülmediği bir düzenin içerisinde sadece ruhunu şeytana satanların nefislerinin keyif sürdüğü yer belleğinizde yer etmesin. Masum çocukların, ruh hastası ebeveynlerin kendilerine benzettiği yaratıklar tarafından yarına huzurla ulaşmaktan yoksun bırakıldığı mekânda ölen çocuklar arasında bile ayrımcılık yapan et yığınlarını düşünmeye yeltenmeyin. Bir caninin makamını kendi dünyaya getirdiği şeytanı korumak için hunharca istismar ettiği ve buna tüm yetkili kişilerin onurlarını ayaklar altına alarak hizmet ettiği yerde masum insanların çaresiz haykırışları yankılanmasın bilinç sahnenizde. Yıllar geçsin… Zaman durdurulamayan hegemonyasına hapsetsin geçmişi… Ama geçmişin sızısı masum yüreklerde hiç dinmesin. O sızıya yabancı eller ruhunu şeytana satanlara desteğini hiç esirgemeden alkışlamaya devam etsin. Bir yer düşünmeyin… Hiçbir yer düşünmeyin… Öyle bir yer düşünmeyin ki… O yer tüm insanlığınızı korkaklığınızın ardına gizlediğinizden habersiz yığınlara sizin iyi insan olduğunuz yalanını sattığınız yerin kendisi olmasın sakın. İyilikte, iyi insan olmakta dahi sürekli ayrımcılık yapan ve her ayrımcı tavrında zulmü desteklediğinden bihaber varlıklar olduğunuzu unuttuğunuz yeri hiç hayalinize getirmeyin. Bir kedinin tasına süt koyduğunuzda size iyi kalpli olduğunuzu salık veren iç sesinizi sessizliğe gömecek vicdanınızın çığlıklarının yankılandığı yeri sakın aklınıza getirmeyin. Bedel ödemekten ürktüğünüz için umarsız yaklaştığınız meselelerle ilgili iyiliğe yabancı halinizi unuttuğunuz yerde varoluşunuzu kutsamaya devam edin. Bu topraklar makamını şeytani heveslerine yem edenlerin ittifakında nice masum bedenleri yutmaya devam etsin. Hayatını kuru ekmeğin sofraya gelişine adayan helal emek kovalayıcıları tüm zorluklara rağmen evlatlarını geleceğin bağrına emanet bırakırken; zorbalar o masum canları kendi sofralarına meze etsin… Garibanın sofrasına hiç uğramayan adaletin güçlünün haram lokmasına serpildiği yerde var olmanın ne menem bir his olduğunu hiç düşünmeyin. Bir gün o sofraya sizin masumiyetinizi, sizin yarınlara emanet bırakacağınız evlatlarınızı meze etme ihtimaline yabancı haliniz hiç eksilmesin yüzlerinizden. Yaşamanın kendisine dair umutlarını yitirmiş insanların ölümlerde bile ayrıştırıldığı, her acının düştüğü yürekte yalnızca tazeliğini koruduğu yeri düşlerinize misafir etmeyin sakın. Ve düşmeyin… Çünkü düşerseniz parçası olduğunuz kalabalığın duyarsızlığında siz de tarifi mümkün olmayan sızıyı yüreğinize dost edineceksiniz. O sızı sizi yakacak. Kendi yangınınıza yabancı ellerin riyakâr suratlarına baka baka derdinizi anlatacaksınız; ama kimse sizi duymayacak. O sızının ıstırabıyla tüketeceksiniz dününüzden arta kalan zamanı. Bilinciniz mutlu yarınlara ihtimaller biriktirdiğiniz dünlerde çakılı kalacak. Aklınıza hiçbir yer gelmeyecek. Bilinç sahnenize hiçbir yerin gelmediği meçhul mekanlarda aramakla geçecek ömrünüz: o sızının kalbinizi esir aldığı andan bir önceki ânı. Kavgalar onurlu bir yaşam için verilirdi eskiden. Şimdilerde onurlu ölümler için verilen acıklı mücadelelere evrildi. Sahipsiz… Kimsesiz… Çaresiz… Yersiz… Sonu “siz”’ le biten sözcüklerle anlatılan tüm yoksunluklar yüreğinize hüzün tohumları ekerken siz sakın tüm bunların yaşandığı bu yeri düşünmeyin… Olur mu? Düşünmemeye devam edin…