BAŞARAMADILAR, BAŞARAMAYACAKLAR
Kâfirlerin, terörle sorunu yok. Dinle sorunları var. Çünkü dünyanın her tarafındaki terör örgütlerini beslemeye devam ediyorlar. Türk devletinin yetkili ağızlarından duyduk, “ABD, Suriye’deki teröristlere on beş bin tır silah verdi” dediler. Hatta İran-ABD Savaşı devam ederken ABD Başkanı Trump, “İran’daki ayrılıkçılara bol silah verdik” dedi. Ama devamlı söylediği bir şey vardı: “Rejimi değiştireceğiz.” Bunun için yakmadığı, yıkmadığı yer bırakmayacağını ve “ülkeyi Taş Devri’ne döndüreceğini” söylerken öldürdüğü sivil halkı öldürdüğünden hem halk hem din düşmanlığını açıklamış oldu. Başaramayacaklar. Bunlardan daha beterini yapanlar başaramamışlar da bunlar mı başaracak. Aslan Yürekli Richar, bütün Avrupa’dan topladığı Haçlı ordularının başında ve en ön safta savaşırken başaramamış da her saat ve saniyeden sarayında binlerce korumasıyla karar verirken kendi korumalarından bile işkillenen ve hep korku içinde yaşayanlar mı başarılı olacaklar? İslam âleminde halk arasında nice Kılıçaslanlar vardır. İslam dinine düşman olduklarını dilleriyle söylüyorlar. Halkı Müslüman ülkelerde İslam düşmanlığı yapanlara maddi destek vererek, ülkelerine sığınanları koruyarak din düşmanlığı yaptıklarını biliyorduk. Başaramazlar çünkü… Hicri 317, miladi 930 yılından önce Hamdan isimli ne idüğü bilinemeyen, doğulu ve batılı tarihçilere göre on kadar ülke ve kabileye ait oldukları rivayet edilen, namazda ve oruçta indirim yapan, uyuşturucuların her çeşidini serbest bırakan sapık bir kuruluş olan Karmati’ler, miladi 930 yılında, hac yolunda hacca gidenleri öldürdükleri gibi, Mekke’ye kadar gidip hacıların tamamını kesip zemzem kuyusuna atarlar. Hacerü’l-Esved’i yerinden söküp Bahreyn’e bağlı Hecer’e getirirler, ama 23 yıl sonra geri götürmek ve yerine yerleştirmek zorunda kalırlar. Bu 23 yıllık zaman içinde Müslümanlar, yine hac görevini yapmaya ve İslami ilimleri yaymaya, medreseleri aktif hale getirmeye çalışırken Müslümanların birlik ve beraberliğini sağlama çalışmalarına girişirler. Ve bu hareketler meyvelerini vermeye başlar. Mekke’de, Şam’da, Mısır’da, Bağdat’ta, Musul’da, Merv’de, Herat’ta, Belh’de, Horasan’da, Basra’da… Nizamiye Medreseleri gibi resmi medreselerle beraber, özel medreseler, ilim ve amel/eylem adamı yetiştirmeye devam ederler. Sahabe döneminden itibaren son zamanlara kadar devlet başkanları önce âlim sonra komutan olurlardı. Hindistan’ı fetheden Babür Şah, Hanefi fıkhını Türkçe manzum olarak yazan devlet başkanıydı. Bugün kullandığımız, âlim, müderris, medrese, İslam enstitüsü, İlahiyat… gibi kelimelerin çağrıştırdığı anlamalarla geçmişte o medreselerden yetişen âlimler hakkında karar vermeyelim. Medreseden icazet alan her âlim, bir bölüğü idare edecek ve onları harp sanatında eğitecek durumda idiler. Nizamiye Medreseleri’ni yaptıran Nizamü’l-Mülk, Alpaslan’ın yanında ona hem destek hem danışmanlık görevi yapacak kadar harp taktiklerini de bilirdi. Ramazan ayı geçeli 24 gün oldu. Ramazan ayı boyunca televizyonlarda dini yayınlar yapıldı. Çok değerli hocalarımız da konuştu. Hatırınızı harekete geçirin, bir televizyonda bir tek hoca, profesör, Kur’an-ı Kerim’in en fazla üzerinde durduğu ve hatta “Allah katında derecesi en yüksek olan” diye bahsettiği yüzlerce ayetle nerde, nasıl cihat edileceğini, azgın kâfirlerin asıl önderlerinin katledileceğini anlatan ayetlerden birini veya cihadı anlatan bir tek hocamız oldu mu? Hadis kitaplarımızın en uzun bölümlerinden biridir cihat bölümü. Dört mezhebin fıkıh kitaplarında cihat veya siyer adı altında harp hukukunun nasıl olduğunu anlatan maddelerden bahseden oldu mu? Rabbimiz, malıyla, canıyla cihat edenler hakkında: “İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda malları ve canlarıyla cihat edenler, Allah katında derecesi en büyük olanlardır. İşte onlardır kurtuluşa erenler.” (Tevbe süresi ayet 9/20) Besmelesiz başlayan Tevbe süresini, Mahmut Toptaş’ın “Şifa Tefsiri”nden bir okuyuverin.