Ankara'da Bir Karaman Kerpici!
“Belki bir gün lazım olur diye. Kıyıya köşeye biraz mutluluk saklamalıydık...” İlhan Berk'in dizelerini cebimize koyup, yarıyıl tatilinde kızlarım ile birlikte Ankara'daki bazı müzeleri ziyaret ettik. Gitmeden önce kendimize minik bir liste yaptık. Anıtkabir, Kelime Müzesi, Rahmi Koç Müzesi, Anne Müzesi, Ulucanlar Cezaevi Müzesi, Mehmet Akif Ersoy Müze Evi (Tacettin Dergâhı) Pek çoğunu daha önce ziyaret etmiş olsam da, her seferinde aynı hislerle sayfalar dolusu duygu yükü ile döndüm. Bunlardan bir tanesini de sizlerle paylaşmak istedim. Yazar Şermin Yaşar'ın kurucusu olduğu Anne Müzesi'nde; anne ve çocuk temalı tablolar, heykeller ve koleksiyonlar yer alıyor. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Fikret Otyam, Abidin Dino, İbrahim Balaban, Ali Demir, Hüseyin Bilişik, Mustafa Aslıer, Erol Özden ve daha pek çok isme ait tablolar bulunuyor. Müzede, geçmişten bugüne annelerimizin kullandığı ve anneliği simgeleyen eşyalar ve objeler sanatsal bir anlatımla sunuluyor. Ziyaret sırasında analı kızlı çokça burnumuzun direği sızladı. İçimde bir türkü, durmadan başa sarıp durdu; "Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar..." Kızım bir ara koşarak heyecanla yanıma geldi. "Bunu hemen görmelisin anne!" dedi. Kafamı çevirdiğimde, Zübeyde Ana ile göz göze geldim. Büyük Taarruz öncesi annesine bağ evinde veda eden Mustafa Kemal geldi aklıma... Atatürk annesine, bir çay davetine gideceğini akşama beklememesi gerektiğini söylese de; ana yüreği oğlunun cepheye gittiğini bilmiştir. Oğlunun cepheye gittiğini anlayan Zübeyde Ana, yazdığı mektubu Ali Çavuş’la Mustafa Kemal’e gönderir. Mektupta şöyle yazar: “Sen cepheye gidersin. Benim yüreğim bunu bilir. Senin için dua ediyorum bil! Ve de Mustafam, zaferi ele almadan dönme. Ben, seni beklemeyi bilirim...” Bugün Türk anaları da yavrusunun şehadet haberini aldığında, Zübeyde Ana metanetiyle "vatan sağolsun" derler. Zübeyde Ana ile göz göze geldiğimde bunlar geçti aklımdan... Kalbimde hep aynı soru... Atatürk ya Samsun'a gitmeseydi! Zübeyde Ana oğluna mektubunda "Mustafa'm zaferi almadan dönme" demeseydi... Bugün bu müzeyi kızlarımla birlikte geziyor olabilecek miydim? Ruhları şâd olsun. Gelelim benim kızların heyecanla yanıma koşup gelmelerine... Zübeyde Ana portresinin önünde analı kuzulu bir kerpiç duruyor. Altında yazan açıklamayı hemen okumamı istiyorlar. "Anadolu'nun mimari araç gereçlerinden olan ikili kerpiç kalıbın adı analı kuzuludur. Buradaki analı kuzulu örneğinde dökülen kerpiç toprağı Mustafa Kemal Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım'ın anne soyunu olan Konyarlar Yörüklerinin Rumeli’ye göç etmeden önce yaşadıkları Karaman'dan alınmıştır." Hepimiz çok duygulanıyoruz. Kızlara dönüp " Şimdi ben bu bilgiyle ne yapayım?" diye soruyorum. (Cevapları yorumları en azından benim için önemliydi.) Kızlarımdan birisi Karaman'a bir Zübeyde Ana Anıtı yapılmasını önerirken, diğeri "Sen en iyisi mi Çoban Ateşi'nde yaz bunları... Bu bilgi ziyan olmaz." dedi. Hiç bir bilgi heba olsun istemem. Analı kızlı elimizden geleni bu kadardı. Anadolu kadını ve annelerinin hakkını teslim etmek fikriyle kurulan Anne Müzesi'ni öyle yolunuz falan düşerse değil, illa ki görmenizi çok isterim. Biz Ankara'da Türkiye'nin ilk Anne Müzesi'nde, bir Karaman kerpicine rastladık. Hem okuduk hem ağladık. Hem gururumuzu okşadık, hem bir çoban ateşi yaktık. Hem çok sevindik hem kocaman bir mahcubiyetle üzüldük. Ahh... İçimdeki türküyü bir susturabilsem! Daha çok şey anlatıp yazmak isterdim. Kim bilir belki de bizden önce söylenmiş sözlerin haklılığı ile en iyisini yine türküler anlatır bize... Yeter ki "Annesinin bir tanesini hor görmesinler..." Anılarına sonsuz saygı ve minnetle.