ALLAH “BİTTİ” DEMEDEN BİTMEZ
Bizi, gözümüzü ve gördüğümüz gülleri, Kulağımızı ve duyduğumuz sesleri, Dilimizi ve tattığımız balları, Sevgimizi ve sevdiklerimizi yaratan Allah celle celalühtür. Görmemiz doğuştandır, ilk gördüğümüz doğum yaptıran ve annemizdir. Yani ilk yardım, doğumu yaptırandır, ilk bağrına basan annemizdir. İkisini de yaratan Allah’tır. Sevmek de sevmemek de kendi elimizde, kendi irademiz içinde. İrademizi yaratan da Allah’tır. Dokuz ay ana karnında besleyip büyüteni unutma. En bol ve en dar zamanlarında o dokuz ayı hatırla. Bolluğun da darlığın da örneğidir ana karnı. Dünyadan daha geniş, kabirden daha dar ama senin için en rahat yerdi. Dünyayı daraltan da, bolartan da biziz. Yüce dağ başına yağan karları görüp, pencerenin ardında, kaloriferin yanında üşüyenle, Karları, dağların beyaz gülleri gibi görüp içi gülen insanların eşyaya bakış açısıdır ayrı olan. Baharda açan zerdali ağacının fotoğrafını çekenle, o ağacın köklerinden dallarına kadar her yerinin nasıl çalıştığını bize bildiren ağaç bilim/dentroloji bilginlerinden ressam ağacın dış görüntüsünü gösterir, ağaç bilimci de iç görüntüsünü gösterir. İkisi de var olanın resmini çiziveriyor bize. Dış güzellikle iç güzelliği sunuveriyorlar. Biz de “Bu iki güzelliği oraya kim koydu?” demeden önce “kalü bela”da “Rabbimiz” dedik ama bazıları bu dünyaya gelince anne ve babasının ve eğitim kurumlarının yönlendirmesiyle Rabbini inkâra yöneldi. Merhum Erdem Beyazit anlatmıştı, “İstanbul dışından bir arkadaşım geldi -adını vermedi- Çamlıca tepesinden İstanbul’u tarif ettikten sonra, Topkapı Müzesi’ne götürdüm; bildiğim kadarıyla da anlatmaya çalıştım. Oradan çıktık, Sultanahmet’teki köftecilerden birine girdik. Tam karnımızı doyurduk, arkadaşım, ‘İşte bu değdi’ dedi.” Bununki görgüsüzlük. İnkârcıların hali, resim sergisini gezip de kaleme, renge, çizgiye teşekkür ederek çıkanlar gibidir. Ressama teşekkür edip de, ressamı yaratanı görmezden gelenler gibidirler. Dünyanın bütün toprakları, rengârenk taşları, ağaçları, kuşları, denizleri, yıldızları… Yaratıldıkları günden bugüne kadar taşıdıkları tabiat kanunlarına göre hareket ederken her biri, “Beni yaratan Allah’tır” demeye devam ederken domuz, aynı dünyadan yalnız leş görür ve onu yermiş ama o da leşin kanununu yazanın Allah olduğunu bilirmiş. Resmi de, ressamı da, bilimi de, bilgini de, gülü de, bülbülü de, balı da, biberi de, geceyi de gündüzü de yaratanın Allah olduğunu hatırdan çıkarmamaya dikkat edelim. “Ekmek kalmayacakmış, su kesilecekmiş, su savaşları çıkacakmış, insanlar birbirini yiyecekmiş” yaygarasını çıkaran uğursuzluk tellallarına kulak vermeyelim. Bundan iki bin yıl önce Çinli bir bilgin, “Babanın beş çocuğu olsa, 25 dönüm tarlası olsa ölünce çocuklarına beşer dönüm kalır. O çocukların da beşer çocuğu olsa torunlara ileride birer avuç toprak bile kalmaz. İşte dünyada bu hızla nüfus çoğalırsa insanlar birbirini yerler” demiş ama öyle olmamış. İnsanlar, ağaçları keserek ısınırken de felaket tellalları aynı hesabı yapmışlar. Buharlı makineler icat edilince odunların katili olarak görülmüş ve ağaçların ne zaman biteceği hesap edilmiş ve karamsarlar, kara haberi vermişler, “Filan tarihte kürdan bile bulamayacaksınız” demişler ama kömür bulununca ağaçlar nefes almışlar. Kömürün hesabını yapıp, biteceği zamanı ve ağaçlara sıra geleceğini yazan ve konuşan şom ağızlıların dediği petrol bulununca… Uğursuzlar bu sefer de petrolün tükeneceği hesabını yaptılar ama güneş enerjisi, hepsinin ağzını kapatıverdi. Hazreti Adem aleyhisselamdan bugüne kadar gelip gidenlerin sayısını tahmini olarak çıkarın ve bakın, hepsi dünyanın yüzeyindeki bir karışlık topraktan çıkanlarla doyuruldular. Biz, Allah’ın bize lütfettiği sayısız nimetleri israf etmeden, cimrilik yapmadan, varlığımızı olmayanlara dağıtmaya, yeniden kazanıp yeniden dağıtmaya her canı, kendi canımız gibi görmeye devam edelim. Kendi bedenimizi, sanal yiyecek ve içeceklerden koruyarak, Rabbimizin yarattığı tabiat kanunlarına uygun organik, tabii yiyeceklerle beslediğimiz gibi, toplum vücudunu da, sanal kral kurallarından, çoğunluğun baskılarından, çıkarcıların koyduğu kanunlarından koruyarak bizi yaratanın kitabına teslim olalım. Kimseden korkmayın, inkârcıların zulmü, henüz Firavun’un zulmüne ulaşamadı. Fuhuşta, Lud aleyhisselamın kapısına dayanan kâfirlerin yüzsüzlüklerine ulaşamadı. Herkes ve her şeyin sahibinin Allah olduğu hatırdan çıkarmamaya dikkat edelim. Allah celle celalüh, “bitti” demeden, Allah’ın izniyle İsrafil aleyhisselam sura üfürmeden Rabbin nimetleri bitmez.