AHMET ŞAHİN AK'A MEKTUP

Yayınlanma: 11.03.2026 13:46 Güncelleme: 11.03.2026 14:19

Çok Muhterem, Kıymetli Ağabeyim; Öncelikle içinde bulunduğumuz Ramazan-ı Şerifinizi can-ı gönülden tebrik eder; büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öperim. Bu mektubu yazma maksadımı size söyle izah edeyim. Malumunuz olduğu üzere, günümüzde her şey sanal hâle geldi. Adı üzerinde "Sanal". Yani yoksa da varmış sanmak. Dolayısıyla bazı şeyler belki de bir sanrıdan ibaret. Hâsılı; mektup yazmak bunların aksine son derece somut, objektif bir eylem. Kâğıdı, kalemi eline alarak bir şeyler yazmak kendimi bildim bileli hep hoşuma gitmiştir. Tüm bu gerekçelerden yola çıkarak "Mektuplaşma Yılı" ilan ettiğim 2026'nın ikinci mektubunu size yazmak kısmet oldu. Canım Ağabeyim! Bazen aklıma gelir; ben Ahmet Ağabeyim ile ne zaman, nerede mülaki oldum diye. Fakat bir türlü tanışıklığımızın yılı ve yeri aklıma gelmez. Şayet siz hatırlarsanız lütfen cevabî mektubunuzda yazın. Detaylar o kadar da mühim olmasa gerek. Önemli olan bugün kurmuş olduğumuz güçlü gönül bağı. Fakat sosyal medyayı bizim gibi müspet mâniada kullananlar için faidesi şudur ki; sanatla hem dem olmamız hasebiyle ortak tanıdıkların tavsiyesi vesilesiyle tanışık olduğumuzu hatırlıyorum. Ortak tanıdıklar kim diye soracak olursanız, buradan pek çok isim zikredebilirim; lâkin ismini ilk söyleyeceğim kişi sizin gibi gönülden sevdiğim çok kıymetli hocam Sıtkı Sahil derim. Kendisiyle sizden önce yine sosyal medya üzerinden tanışmıştım. Benim gibi asker kökenli bir meslektaşım bir şiir sohbetinde eserlerimi beğenmiş ve Sıtkı Hocamın ismini ve numarasını vermişti. Daha sonra kendisiyle ilk sohbetimizde gönül frekansımız uyuşmuş ve sohbetimiz her görüşmede daha da derinleşmişti. Bunu neden anlattım diyecek olursanız canım ağabeyim, şöyle cevap vermek isterim. Bekir Babamdan (Sıtkı Erdoğan) aldığım ciddî aruz şiiri eğitimden ve vefatından önce bana; “Aruzu sürekli meşk et. Sana öğrettiğim kalıpları çözümleme ve yeni mürettep kalıplar oluşturma konusunda çokça çalış!” vasiyeti üzerine yazdığım aşağıdaki şiirle başlayan tatlı bir hikâye bizimkisi. DÖN MEVLÂ’YA   Bitmek bilmez derdin varsa; Hüznün ilmek ilmek sarsa; Yollar kıvrım, yollar darsa; Sıyrıl tenden, dön Mevlâ’ya!   Vazgeç gönlüm şöhret şandan; Rahmet yağsın dört bir yandan! Bıktım artık mel’ûn zandan; Sıyrıl tenden, dön Mevlâ’ya!   Çoktan piştik, olduk; ham yok! Bizden sâdır olmuş gam yok!        Kul olmaktan üstün nam yok; Sıyrıl tenden, dön Mevlâ’ya! 2022 yılının 19 Kasım'ında bir akşamüstü "Fâ'lün / Fâ'lün / Fâ'lün / Fâ'lün" vezniyle kaleme aldığım bu şiir, sizinde gördüğünüz gibi sekiz kapalı hece ile yazılı. Bekir Babam, bana hep şunu derdi; "Oğlum, aruz şiiri iki kapalı heceden sonra muhakkak bir açık hece ister ki, şiir nefes alsın. Peş peşe üç kapalı heceyi kaldırmaz." Fakat benim kafamda, kendisinin ihdas edip "İki Bine Doğru" şiirinde kullandığı dört açık heceli vezin olan "Mü te fe i lün / Fâ i lü / Fe i lün / Fâ' " kalıbının hikâyesi vardır. Kendisi derdi ki; "Aruz şiirinde dört açık hece de olmaz. O zaman da şiir boğulur. Fakat bir gün fark ettim ki 'Anadolu' dört açık heceli bir kelime. Eski zamanlarda 'Anatolya' derlermiş. İki açık bir kapalı heceyle yazılırmış. Yaptığım araştırmalarda Türkçemizde dört açık heceli pek çok söz öbeğinin bulunduğunu fark ettim; bile bile yaptı, güle güle gitti, sağa sola baktı vb..." Sonrasında yukarıda yazdığım kalıptan bahsetti. Ben de bu yeni kalıbın keşfi gibi bir gün aruz çalışırken biraz da ortamın uhrevî olması hasebiyle bir anda zihnimde "Sıyrıl tenden, dön Mevlâ’ya" mısrası yankılandı. Nihâyetinde üzerinde hiç oynama yapmadığım şiir dökülüp geldi. Vezin "Fâ'lün / Fâ'lün / Fâ'lün / Fâ'lün" şeklinde sekiz kapalı heceden oluşuyordu. Bu nasıl olmuştu şimdi. Bekir Baba aruzda iki kapalı heceden sonra mutlaka bir açık hece kuralından bahsetmişti; ama benim şiirim sekiz kapalı hece idi. Şiirde mana bütünlüğü tamdı. Bakar mısınız?   "Bitmek bilmez derdin varsa; Hüznün ilmek ilmek sarsa; Yollar kıvrım, yollar darsa; Sıyrıl tenden, dön Mevlâ’ya!"   Evet olmuştu. İlâhî bir lütuftu bu bana. Ertesi gün pek çok bestekârı aramıştım. Herkesin ağız birliği etmişçesine, bu şiiri bestelese bestelese Ahmet Şahin Ak Hocam besteler demesi ve benim sizi tanıyor olmam hayatın en büyük hediyelerinden biriydi bana. Konuyu Sıtkı Sahil Hocama getirecek olursak, özellikle o size yönlendirmişti beni. Sizinle öğrencilik yıllarınızda Erzurum'da birlikte olmanız ve farklı makamlarda besteler ortaya koymanız konusunu bana ilk kendisi ifade etmişti ve şu şekilde bir cümle kurmuştu; "Hadi bakalım; yepyeni bir aruz tertibinden yepyeni bir makam tertibi çıkar mı?" Bu heyecan ile ertesi gün sizi arayıp şiiri okumuş ve nasıl yazıldığını anlatarak; "Hocam, buna bir beste yapsak." demiştim ve siz de çok zor görünüyor; ama gönderin bir köşede dursun, bakarız." demiştiniz. Hiç unutmuyorum canım ağabeyim (O zamanlar hocam diye hitâb ediyordum.) tam bir hafta sonra takvimler 15 Ocak 2023'ü gösterirken bana mesaj ile notaları göndermiştiniz. "Evc-i Hûzî İlahi - Bitmek Bilmez Derdin Varsa" ve mesajda da aynen şu ifadeler vardı; "Faruk Bey, hayırlı olsun. Hem yeni keşfettiğim bir makam oldu. Hem de çok orijinal ve güzel bir ilahi ortaya çıktı. Benim çalıştığım 224. makam ve 688. bestem." Siz de çok iyi bilirsiniz ki, sanatçının her eseri bir evlat gibidir. Bu da öyle bir şey; fakat bende uyandırdığı his şu şekilde oldu. Bir babanın bir kaç evladı vardır da bir tanesinin yeri bambaşkadır. İşte öyle bir histi bendeki. Sonraki gün direkt olarak Sıtkı Hocamı aramış ve durumdan haberdar etmiştim. Cevabı çok netti; "Türkiye'de bu işi en iyi yapan kişi Ahmet Şahin Ak'tır. İşinin erbabıdır ve hakkını verir." Bestenin hikâyesi bu şekilde... Ne düşünmüyor biliyor musun Ahmet Ağabey? Ben çok şanlı bir insanım. Çünkü genç yaşıma rağmen, ilk mektubu yazdığım Âmir Ateş başta olmak üzere sizin gibi büyük sanatkârlarla tanışık olmak herkese kısmet olmaz. Bunun bir başka sebebi beni yetiştiren kurum elbette. Benim sanata tutkun bir genç olmamın yanında bir asker olmam her zaman bana pek çok kapıyı açmıştır. Bu sebeple hep dualarımda; “Allah'ım ordumuza güç - kuvvet, milletimize ve askerimize birlik ve dirlik versin!" demişimdir. İnsanımızın Silahlı Kuvvetlerimize olan saygısı bana da her zaman artı bir değer katmıştır. Kıymetli Ağabeyim, yazacak çok fazla hâtıra var. Meselâ, sizinle yaptığımız CANLI TV yayını. Kanal sahibi Ömer Dalman Bey demişti ki; “Komutanım, sizin canlı yayınları büyük bir keyif ve heyecanla takip ediyorum. Bu kadar donanımlı insanları nereden buluyor, nasıl ikna ediyorsunuz da yayına alabiliyorsunuz? Hayret vallahi... Sorduğunuz sorular, o insanlarla olan samimi diyaloğunuz beni çok şaşırtıyor." Canım ağabeyim, işte tam bu noktada mensubu olmaktan ömrüm boyunca gurur duyacağım askerlik mesleğinin toplum nazarındaki saygın itibarı devreye giriyor. Ben kimim ki? Allah'ın aciz bir kulu. Bunu bütün samimiyetimle ifade ediyorum. KONYA'DA RÛBERÛ GÖRÜŞME Az önce dediğim gibi hâtıralar harmanında konu edecek çok malzeme var. Biz gelelim 2024 yılına... Bekir Babamın vefatının 10'uncu sene-i devriyesi. Manevi evladı olarak Karaman'a davetliyim. Muhteşem bir organizasyon... Orada tanıştığım pek çok insan oldu. Bunlardan biri olan Salih Sedat Ersöz Hocam beni KONTV'nin başlattığı şiir yarışmasından haberdar etti. Lafı çok uzatmayayım, yarışmada üst üste haftanın birincisi, sonra ayın birincisi ve nihâyetinde finalist olarak bir kaç kez yakın aralıklarla Konya'ya geldim. Geldim de, sizi görmeden gider miyim? Tanışmanızı çok arzu ettiğim Salih Sedat Hocam ile o mütevazı eğitim ocağınıza gelip nur cemâlinizi gördük. Telefonda defalarca görüştüğüm zât-ı âlinizi rûberû görmek kısmet olmuştu. Velhasıl; gönül bir konuda daha muradına ermişti. Sizin ifadenizle, derslik “Kâr-ı Nâtık” bir beste olan "Mahur" şiirimin bestekârı Ahmet Şahin Ak'ı dünya gözü ile görmek kısmet olmuştu. Hamdolsun... İçinde bulunduğumuz zaman diliminin Ramazan-ı Şerif olması, hem de içinde bin aydan daha kıymetli ‘Kadir Gecesi’ni barındırması dolayısıyla son sözü şu şiirle bitireyim canım ağabeyim. Ki bu şiir, Tokat Osmangazi Üniversitesi'nden Öğretmenim Görevlisi Bestekâr Duygu Aslan tarafından “Nihavent İlahi” olarak bestelendi. Buna da çok şükür... Şükredecek ne çok şey var. Vesselâm!   Cümle sevabın boluna, Ermektir Kadir Gecesi! Şaşmadan Hakk'ın yoluna, Girmektir Kadir Gecesi!   Günah dolu ise etek, Taşıyamaz balı petek! Cennet güllerini tek tek, Dermektir Kadir Gecesi!   Kalptir Allah diye vuran, Bu gecede indi Kur'ân! Mazlum gönülleri her ân, Sarmaktır Kadir Gecesi!   Ellerinizden tazim ve hürmetle öperken son not: En kısa zamanda LCV ( Lütfen Cevap Veriniz.) 10 Mart 2026 / Saat: 03:49 / Mersin

Devamını Okumak İçin Tıklayınız