banner18

banner49

banner55

banner61

banner62

banner64

banner33
24 Temmuz 2014 Perşembe

ŞİMDİ GAZZE’YE YARDIM ZAMANI !

YAŞAM BOYU ÖĞRENMENİN ÖNEMİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

07 Eylül 2012, 16:10
Bu makale 1048 kez okundu
                YAŞAM BOYU ÖĞRENMENİN ÖNEMİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Ayten Aydın

               YAŞAM BOYU ÖĞRENMENİN ÖNEMİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Ayten Aydın
Birkaç kıssadan hisse
Ünlü bilim adamı Einstein’a “Üçüncü dünya savaşı hangi silahlarla yapılacak?” diye sormuşlar. Onun cevabı ”Onu bilmem ama olanlardan ders alınmaz ise dördüncü dünya savaşı muhakkak taş, sopa ve oklarla yapılacak” olmuş.
İbni Sina’ya “Dünyada devası olmayan bir dert var mı? diye sormuşlar. Onun cevabı “ Derdin devası, iyinin kötüye muhtaç olmasındadır.” olmuş.
Bir filozofa “Dünyada en zor şey nedir?” diye sormuşlar. “Sözdür” deyince “Neden” diye sorarlar. “Çünkü anlamak da zordur, anlatmak ta der”.
Bir bilgeye sormuşlar “ Bir insana düşen ilk iş nedir? Cevap gayet açıktır der bilge “İnsanın kendisi olması”.
Ünlü antik zamanlar filozofu Pisagor da öğrencilerine öğütleri arasında “Herşeyin üstünde, ve öncelikle kendine saygı göstermeyi bil” demiş.
Kaynakça: Felsefe dünyasından hikmet dünyasına bilgelik hikâyeleri,  Hazırlayan Cevdet Kılç
Konuya giriş: Daha önceki bir yazımda değindiğim gibi, bir bakıma biz, inandığımız ve güvenebileceğimiz geleceğimizi, geçmişte içimize sindirdiğimiz deneyim ve öğrenimlerimiz yardımıyla tanır ve bir engel çıkmaz ise o yolda daha da deneyim kazanarak ve böylece olgunlaşarak yürümek isteriz. Bu çerçevede çocukluktaki uygun öğrenim kişinin tüm yaşamını biçimlendirir.
Bütün yaşam sürecinde çok defa meraklarımızın çekimiyle, bizim ilgi duyduğumuz veya duyabileceğimiz şeylerin farkına varırız.  Bu farkında oluş, bizde onları izleme isteği uyandırır ve de bunu takiben onları daha iyi sezinlemeye başlarız. Beynimizdeki bellek haritamız gün ve gün dışımızdaki dünyada yapacağımız gözlemler ve algılamalarla yenilenir ve gelişir. 
Bu sezi, durmadan ve yeni yeni belleğimize işlenen gözlemler ve giren konularla da zenginleşir. Bu zengin bilgi ve bulgu bagajı, sakin geçen zamanlarımızda beynimizin hayal kurma ve düşünme işlemini harekete geçirir. Bu süreçte, içimizdeki eylem gücü ve onun uygulamaya geçmesi için gerekli enerji de bilme ve anlama isteğinin cazibesi ile kendiliğinden oluşur. Yaratıcılık işte bu sürecin sonunda belirir ve bir nevi belirli bir maksada yönelmiş bu sürecin tamamlanmasıdır. Bu da ilgili kişinin ulaştığı ilk güvenilir manevi ve maddi başarıdır.
Öğrenme de bir bakıma, işte böyle güçlü bir sezgiler buketinin uygun zamanı gelince eyleme geçmek için depolanması işlemidir. Yani biz bize uygun ve güvenebileceğimiz geleceğimizi işte böylece geçmişte içimize sindirdiğimiz sınanmış deneyim ve öğrenimlerimiz yardımıyla fark eder, tanır ve yaratırız. Burada, biçimi ve kapsamı ne olursa olsun, genel bir deyimle eğitimin biçimi değil yöntemi önemlidir diyebiliriz. 
Öğrenme yetkisi çok erken yaşta başlar ve kuşkusuz, onun ortamının bağımsızlığı oranında da etkili olabilir. İşte burada her eğitim sisteminin de kendi kendisini sorgulaması gerektiğini de hatırlatmış oluyoruz. Çok defa başarıya, eğitenler ve eğitilenlerin en uygun bir biçimde karmaşması ve giderek aralarında oluşacak sağlıklı iletişimlerle bütünleşmesi yoluyla varılır. Bu evde başlar, mahallede devam eder ve giderek kademe kademe okullarda ve sonra da yaşamın getirdikleriyle biçimlenir.

Öğrenme gereksinmesi – bütün yaratıklar için olduğu gibi - doğuştan başlar
Çocukların beyinleri, etraftan gelen ve giderek içselleştirdikleri bilgilerle gelişir. Dışarıdan bilgi girmemesi halinde onlar kendiliğinden devamlı olarak etraflarını inceler ve merakla bilgi arar ve gerekirse onun için bütün gücüyle mücadele verirler. Bu doğal istek, bastırılmaz ve rahatça tatmin edilirse, çocuk böylece ve en doğal biçimde hürce algılama ve içselleştirme, yani sağlıklı bir biçimde öğrenme yoluna devam eder. Rahatça olaylardan öğrenir, süratle kendini bulur ve gelişir.
Aksi halde, çocuk erken çağda bir depresyona girer ve etrafına karşı yabancılaşır. Bu durum, etrafının cehaleti nedeniyle bir hastalık addedilip ilaçlarla tedavi edilme yolu seçilirse, çocuğun doğuştan sahip olduğu düzenli çalışan sinir sistemi erkenden doğal yeteneğini yitirebilir. Aslında çocuğun huzursuzluğu, içinden gelen isteklerine bir çıkış ve akış yolu arayıp bulamamaktan kaynaklanıyor olabilir. Velhasıl beynin gelişmesi için daima ona taze bilgi girmesi gerekir. Hiç sağlıklı bilgi girmemesi halinde, kişi kendiliğinden etrafına karşı kayıtsızlaşır. Çok defa böyle durumlarda çifte kişilik emareleri belirebilir. Kısaca, öğrenme doğuştan başlar diyebiliriz. Bir defa bu doğal öğrenme yeteneği zedelenen kişi, bütün yaşamı boyunca öğrenme kapısını kapatır veya tedbirli bir biçimde – her an kapamaya hazır olarak- aralık tutar.
Aslında ve normalde her kişi bilgiye ve bilmeye açtır. Bu açlığın giderilmesi çok defa büyük gayret ve fedakârlıkları gerektirebilir. Ancak bu gayret ve fedakârlıklar insanın, aksi halde kusurlu ve kısa döngüye girmiş olabilecek yaşamını, erdemli ve iffetli bir sürece koyar ve hem kişinin kendisinin ve hem de bir parçası olduğu toplumunun mutluluğuna katkıda bulunur. Böylece de iyi ilişiler içinde birliktelik havası yaratılmış olur.
Bu kısa değerlendirme, insanın öğrenme yeteneğinin doğuştan itibaren sağlıklı bir biçimde gelişmesi için, aileden başlayarak bütün eğitimi ve öğrenimi boyunca dikkatle gözetilmesi gerektiğinin büyük önemini ifade etme gayesiyle yapılmıştır.
Öğrenim yöntemleri ve öğrenimde dördüncü boyut
Bu başlık altında resmi eğitim sistemleri üzerinde fikir yürütmekten çok, -eğitim sistemi ne olursa olsun onun içinde uygulanması büyük bir fark yaratacak özellikteki- öğrenim yaklaşımları üzerinde durulacak. Buna, büyük derinliği olan her türlü sanat eseri ve derin görüşlü mistiklerin gönderme yoluyla insanlığa gönderdikleri ölümsüz mesajları gibi ve diğer üç boyut gibi elle tutulup gözle görülemeyecek doğada ve fakat giderek benliğimize girmeyi başaran ve ona işleyen gizli mesajlar ileten sezgi dokulu dördüncü boyut da diyebiliriz. Bu boyut, elle tutulamaz bir bağlantı kuran ve bilineni paylaşarak-karmaştırmayı sağlayan ve böylece de kişilerin ve küçük-büyük toplumların daha da derinlerde onları birleştiren köklerinden de öğrenmelerini sağlayan bir hazdır-duygudur. Buna toplu olarak bilinç-altını zenginleştirerek öğrenme de diyebiliriz. Bir başka deyimle bunu biri biri üzerine ve irdeleye irdeleye biriktirerek öğrenme olarak ta düşünebiliriz. Böyle bir örgenimde, ana öğretici unsur öğretmen değil, giderek bilgi alış-verişi ve paylaşılması yoluyla bütünleşerek öğrenen grubun kendisidir ve onu kendine çeken de yukarıda bahsettiğimiz dördüncü boyutun cazibesi ve yarattığı gücüdür.
Bu durumda öğretmenlerin veya öğreticinin rolü, diyaloglar boyunca giderek gelişen konuları eleyerek onların özlerini çıkarmak ve takdim etmek ve onlar etrafında uygun bir paylaşmalı iletişim havası yaratmak ve gerektikçe de tıkanıklıkları gidererek yolu açmak olacaktır. Görüleceği gibi özetlersek, böyle bir öğrenim yönteminde öğretmen, kendisi de her an kendi bildiklerini yineleyenden çok, yenileyen ve de devamlı olarak öğrenen bencil değil sencil bir animatör ödevi görecektir. Onun en önemli ödevi grup içinde belirli bir konu etrafında açık ve dinamik bir hava yaratmak, ne öğrenileceğinden çok nasıl öğrenileceğini desteklemek, gerektikçe uygun ışıklar yakarak onu canlı tutmaktır. Böyle bir ortamda, herkesin ortaya atılan konuların cazibesine tamamen girebilmeleri halinde öğrenme şansı ve imkânı herkes için aynı olacaktır. Bunun için ilk çekici güç merakın uyanmasıyla belirir. Ondan sonra gelecek hamle, kişinin düşünme ve bir diyaloga girme bağımsızlığını hissetmesiyle gerçekleşebilir. Bu konuda beliren farklılıkları, animatörlük rolünü üstlenen öğretmenin sağlaması beklenir ve de bu gayret grup başarısı için son derece önemlidir. Grup içinde ortaya çıkacak sivrilikler grubun başarısını azaltır ve sivrileri giderek dışlanmaya ve hatta uzun vadede o kişileri mutsuzluğa taşır. Şu ana kadar söylenenlerden anlaşılacağı gibi bu tip bir öğrenme rekabet değil işbirliği ve paylaşma esasına dayanır. Böylesi de, gelecek kuşaklara sağlıklı bir gelecek sağlamada güvenilir bir temel oluşturacaktır.
Bundan sonraki yazılarımda ve yeri geldikçe böyle yaklaşımlı  uygulamalara değinilebilirim.
Örneğin:
-    kısa süreli hızlandırılmış grup öğrenimi, (daha ziyade yetişkinler için)
-    bellek geliştirme yoluyla öğrenim,
-    belirli bir gayeye yönelik grup öğrenimi (iş yerleri ve yaratıcılık için önemli olabilir
-    sağlıklı ve çevre bilinci ağırlıklı toplum yaşamına yönelik öğrenim,
-    kooperatifleşme ve yaratıcı birlikte yaşama öğrenimi
-    sanat ve estetik bazlı grup öğrenimi
-    diyalog ağırlıklı konuşma öğrenimi

Bunların hepsinde ortak olan unsur, eğitimin insanın bütün ömrü boyunca devam etmesi gerekliliği ve tabanda kazanılacak görünmez ve elle tutulamaz değerin öğrenme ve bilinçlenme –dördüncü boyut- bazlı olması. Ayrıca da, öğrenimin, hitap edeceği grubun öğrenme gereksinmesine uygun olarak düzenlenmesi gereğini hatırlatmakta fayda olacaktır. Olabildiğince de kendiliğinden ve aşağıdan yukarıya doğru, çok önemli olarak ta genel bilgilenme yanında, her grubun kültürel ve doğasal farklılıklarının da kale alınması gerektiğini hatırlamalıyız. Yani gerçek öğrenim, modanın takdim ettiği hazır elbise gibi değil de, ilgililerin ihtiyacına-ölçüsüne uyacak ısmarlama elbise gibi olmalı ve ihtiyaca tam ve doğru cevap vermeli. Dünyada buna doğru gitme hamleleri başladı. Bu noktada yukarıda girişte verdiğim Einstein’ın ta ikinci dünya savaşı sonrasında yaptığı durum değerlendirmesi ilginç!
Tekrarlayalım: Ünlü bilim adamı Einstein’a “Üçüncü dünya savaşı hangi silahlarla yapılacak?” diye sormuşlar. Onun cevabı ”Onu bilmem ama olanlardan ders alınmaz ise dördüncü dünya savaşı muhakkak taş, sopa ve oklarla yapılacak” olmuş.
Okula gidecek öğrenciler için yeni bir eğitim ve öğrenim yılı başlarken onlara, ve de yaşam boyu öğrenmeye devam edeceğini, kendimden bilerek tahmin ettiğim, bütün Karamanlılara ve diğer okurlarıma en iyi dileklerimle.


YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 1 yorum mevcut

    • belkis altuniş gürsoy 2 yıl önce yorumlandı

      sayın Ayten Aydın, çok önmeli bir konuyu son derece ihatalı bir biçimde işleyerek, bir ekre daha bu önemli konuya dikkatimizi çekmiş. Kendisini tebrik ederim. Okullar, bilgi kazandırmaya çalışırken, evvelemirde kişide öğrenme aşkı, bilme susuzluğu uyandırmalıdır. Öğrenmeyi öğrenmiş, öğrenmenin zevkini tadmış bir kişi ebedi bir öğrenci olur. Artık kâinat bir dersane, hayatbir öğretmen, herkes ve her şey öğretme materyali olmuştur. Öğrenme; okullara hapsedilmeyecek kadar geniş kapsamlı ve çok amaçlı bir faaliyettir. Kişilik gelişimi öğrenmenin en temel basamağını teşkil eder. Bilgelik eğitimi eğitimin olmazsa olmazlarındandır.

    banner63
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    E-GAZETE
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV