MUZİĞİN BOYUTLARI – İÇİMİZDE YATAN MELODİLER
Ayten AYDIN
Hepimiz, farkında olsak ta olmasak ta her an müzikle iç-içe yaşıyoruz. Bir bakıma hem besteci, hem yorumcu, hem de dinleyiciyiz. Bunların en etkilisi ve ruhumuzu canlı tutan müzik de içimizin sesi ve melodisidir. Melodiler, biz farkında olmasak ta, her zaman bize destek olmaya ve bir iç ahengi ve huzuru sağlamaya hazırdırlar ve gerektiğinde kendiliğinden gırtlağımızda-boğazımızda beliriverir ve ilk imkânda da bizi mırıldanmaya iletir. Bu yolla anında moralimizi yükseltir ve bize kendimizi bir anlık da olsa sakin ve mutlu hissetme yolunu açar. Velhasıl en güvenilir bir yoldaş ve zor zaman arkadaşıdır. Bu yazıda, en doğal biçimde içimizden gelen ve anında bize keyif vererek moralimizi yükselten sesli-sessiz mırıldanmayı ve müziğin yaşamımızdaki önemini belirtmeyi konu almak istiyorum.
Beynimiz, yaşamımız sırasında ve gerektiğinde yardıma çağırabileceğimiz her türlü hatıra ve bilgileri depolaması yanında, beğenerek içselleştirdiğimiz pek çok melodiyi de depolar. Biz günlük yaşamımızda, bütün bu özü depolanan bilgilerimizin düşüncelerimizi irdeleme, kolayca işimizi yapma, etrafımızla ilişkilerimizi düzenleme, doğa ile bütünleşme duygusu biçiminde belirdiğinin ve bize yol gösterdiğinin farkına bile varmayız. İşte bütün bunlar arasında, bizi anında mutlu kılabilecek olan zengin melodi ve ahenk deposunun var olduğunu da pek düşünmeyiz. Ancak o öylesine güçlü bir kaynaktır ki her an ve durmadan kendiliğinden zenginleşir ve bize yardım için hazır bir kaynak oluşturur. Ancak çok defa halen insanlığın içine düştüğü maddiyatçılık havasında onun bize sağlayacağı duygusal desteği yok veya değersiz sayarız veya küçümseriz. Zira o satın alınmaz, büyük bir gayret gerektirmez ve de her an içimizde bir çağrı bekleyişi içinde durur ve hatta küçük çıkışlar yapar ama biz onun olur olmaz bir zamanda –haklı da olsa- ortaya çıkmasını yersiz ve ayıp bularak bastırırız. Çok defa bu durumlarda yerli-yersiz kahkahalar onun yerini alır. Çok defa şöyle bir açık havaya çıkıp derin bir nefes alıp verme, hamamda, banyoda ve de doğa içindeki gezilerde akla ilk gelen melodileri mırıldanma ve hatta durum elverince serbestçe şarkı söyleme bir nevi bunalmış gönlümüzün küçük ölçüde içini temizlemesi hamleleridir.
Kendi kendine kalıp bir nevi kendi içini dinleme imkânı veren yerlere gitme, şiir okuma, vecdi’ye girme ve düşünceden uzak duaya durma da, bir nevi içimizde saklı olan ahenk deposuna ulaşma hamlelerinden bazılarıdır diyebiliriz. Günümüz koşullarında her gereksinme duyduğumuzda bir şarkı söyleme imkanımız olmaması yanında çoğumuz—bu yazar dahil- zor durumlarla onlarla baş edebilme yolunda içimizin melodilerini yardıma çağırırız ve onları ya mırıldar veya gırtlağımızda titreşim biçiminde yorumlarız. Velhasıl mırıldanma da, doğal bir sanat dalı ve bir türlü ve de çok defa dış etkilerin yarattığı zor durumlarla baş edebilme yolunda bir nevi ruhsal sağlığı koruma yöntemidir diyebiliriz. Tabii ki bir besteci veya derin bir sanat ruhuyla müziği bir müzik aleti ve/veya insan sesi ile yorumlayan bir müzisyen, ve de dinlemeyi ve onu içselleştirmeyi bilen ve başaran bir müzik dinleyicisi olarak ta bütün dış koşullar dışına çıkılabilir ve böyle bir ruh halini yakalamak mümkün olabilir. Fakat her halükarda bu durum, büyük bir sessizliği gerektirir ve ancak öyle koşullar içinde oluşma imkânı bulur. Yani bir iş yaparken, bir şey okurken ve görüntü izlerken onların yanında müzik dinlemek hoş olabilir ama etki bakımından aynı değerde değildir. Diğer yandan sadece bir mırıldanma eylemi bile insanın içine değmesi ve ruhunu teskin edip gerçeklerle yüzleşmesine yetebilir ve de insanın yıkıcı dış etkilerden korunmasına ve insan olma yolunda bir adım daha hamle yapmasına yardımcı olabilir.
Müzik yoluyla bilinçlenme ve mutluluk duygusunu sezinlemeyi öğrenmede yaygın insan kitlelerinin faydalanması için insanın iyi bir müzik dinleyicisi olması gerekir. Bu hal içine girme, her ne kadar insanın doğal bir içgüdüsü ile sağlanabilecek bir şey olsa da içinde yaşadığımız koşullarda bu yetenek büyük çapta zedelenmiş olmalı ki bu maksatla bir eğitim alınması adeta gerekli olmaktadır. Bu maksatla –yani iyi bir dinleyici olunması için- ona uygun eğitim programları uygulanmaktadır. Esasen iyi bir dinleyici olmaması halinde ve de bestecinin eserini tam olarak kavrayıp anlamını içselleştirerek yorum yapan bir müzisyen ve bu üçlünün son kademesi olan iyi bir dinleyici olmaz ise bestecinin yarattığı eser ne kadar büyük bir değerde olsa da kendinden ileri gidemez. İşte burada mırıldanarak veya kafasından geçirerek bir müzik yapan veya bir besteyi ya onun melodisinden etkilenerek veya bir şarkının şiirinden yola çıkarak kendi kendine dinleyerek veya bilfiil icra ederek yorumlayan kişi her üçünü de içine alarak evrenin dili olan müzikten tam olarak yararlanan varlık olabilecektir diyebiliriz.
Bütün bunları sağlayan araç ta insan beynidir ve o hem müziği seslendirir ve hem yaratılan melodileri depolar ve hem de onları bazen dans-oyun eylemleriyle de güçlendirilmiş olarak insanın kendi vücudu ve bir müzik aleti kullanılması yoluyla yorumlanmasını güder.
Beyin bir nevi orkestra şefi gibidir. Her yorum, haliyle onun bilgi seçme, depolama ve daha çok ve de onun yorum yapma kabiliyetine bağlı olacaktır. Bu yaklaşımla bir orkestra veya bir koro aynı şekilde ve fakat artık bu topluluğa katılan elemanlar tek tek olarak değil de ahenkli bir bütün olarak ve de herkes kendine düşen ödevi yapacak bir biçimde yönetilerek bir bütün halinde yorum yapacaklardır. Böylece bakılınca da topluca yorumlanan müzik, ahenkli bir biçimde birlikte yaşama eğitimi ve eğilimi geliştirir demek yerinde olacaktır. Burada da yaratılan sonuç büyük çapta orkestra veya koro şefinin becerisi ve başarısına bağlıdır. Güzel bir yorum, toplu olarak herkesi mutlu eder. İcra edilen müziğin bestecisi de yad edilmiş olur. İnsan tek kişi olarak ta, gizli de olsa bunların hepsini birlikte yapacak kabiliyete ve potansiyele sahiptir.
Uygun bir müzik eğitimi, insanın diğer yeteneklerinin de gelişmesine, bilinçlenmesine ve insanın davranışlarının bir ahenk ve denge kazanmasına önemli katkılar yapma gücündedir. Gerek kişinin yaşam sürecine ışık tutabilecek ve gerek diğer eğilimlerin ortaya çıkarılmasına yönelik geniş ufuklar da açabilecektir. Çok defa ne tip olursa olsun müzik ile meşgul iken insanın duygusal tarafı açılır ve o süre zarfında düşünme olayı durur. İşte yaşamda, sanatın ve özellikle müziğin, insanın duygu ve düşünce yetenekleri arasında bir denge kazanması ve de insanlar arası ve insanın doğasıyla olan ilişkilerinde ortak iyi ve güzeli bulması yolu da böylece ahenkli bir biçimde açılmış ve döşenmiş olur.
Günün, gelip geçici müziği içinde kalıcı özellikleri içerenlerle, günümüze kadar değerini hala saklayan ve artık klasik addedilen müziklerin insan üzerideki kalıcı etkileri çok büyük olmaktadır. Bu bakımdan çocuk ve gençlerin müzik eğitiminde, ilk planda Türk klasik müziğinin ve klasikleşmiş türkülerin içselleştirilmesine önem verilmesinin onların geleceğine sağlam bir müzik ve sanat algılama tabanı yerleştirmek bakımından büyük bir katkısı olacaktır. Bu meyanda bir Itrî, bir Dede Efendi, Tamburi Cemil bey, Yeseri Asım Ersoy, Münir Nurettin, Hacı Arif bey, Selahattin İçli, Selahattin Pınar, halâ kulaklarımda izleri olan eski müzisyen ve bestekârlardan aklıma ilk gelen isimler. Bu meyanda, Kültür ve Turizm Bakanlığının bu eski eserleri tekrar halka tanıtma gayretleri ve bu meyanda Karaman İli dahil pek çok il ve ilçelerde Türk Müziği orkestra ve koroları oluşturma gayret ve desteklerini de takdirle anmak isterim. Bu orkestra ve koroların gerek oldukları mekânlarda ve gerek dolaşarak bu konuda çok faydalı halk hizmeti vermeleri de çok takdire değer, sağ olsunlar.
Aşağıda bir türkü örneği vererek okuyucularım için bu yazıya daha büyük bir anlam kazandırmak istedim. Bütün Karamanlılara, ülke halkına ve bu yazımı okuma fırsatı bulan diğer okurlarıma yeni yılda kendi içlerinde huzur ve etraflarıyla ahenkli ve mutlu ilişkiler içinde geçecek ölçüsü olmayan mutluluklar diler selam ve saygılarımı iletirim.