banner65

banner18

banner49

banner55

banner61

banner66
25 Ekim 2014 Cumartesi

1000 KİŞİDE KANSER TEŞHİS EDİLDİ

İNSANIN BİYOLOJİK VE PSİKOLOJİK EVRİMİNDE BİLGİ, SANAT VE KÜLTÜRÜN ROLÜ

14 Ekim 2011, 10:19
Bu makale 549 kez okundu
İNSANIN BİYOLOJİK VE PSİKOLOJİK EVRİMİNDE BİLGİ, SANAT VE KÜLTÜRÜN ROLÜ
Ayten Aydın

İNSANIN BİYOLOJİK VE PSİKOLOJİK EVRİMİNDE BİLGİ, SANAT VE KÜLTÜRÜN ROLÜ

Ayten Aydın

 

ÖNSÖZ: Son yarım yüzyıl boyunca, Batı uygarlıklarında, tepeden-tabana yaklaşımlı olarak yol alan küresel ekonomik politikalara dayanan hızlı gelişme hareketleri, kredi alabilme ve hudutsuz borçlanma ve büyük yatırımlar yapma güçleri ile hızla yayıldılar. Özellikle çok-uluslu kuruluşlar, bu küresellik şemsiyesi altında bütün dünya ülkelerinin insan ve doğal kaynaklarını, büyük çapta kendilerine dönük maddi fayda üretmek üzere kullanabildiler. Bu yaklaşım kısa zamanda, kaynakları kullanılan ülkelerde de, damla damla da olsa, bir gelir artışı ve dağılımı sağlarken büyük sanayi kuruluşlarının olduğu yerlere nüfus kayması ve oralarda yoğunlaşmasına neden oldu. Böylece oluşan topluluklarda haliyle insani ilişkilerde, köklü soyut değerler bir yana itildi ve kişisel menfaat ve rekabete dayanan değerler öncelik kazanmaya başladı. Giderek de hem bu ülkelerde ve hem de bütün dünyada o ana kadar mevcut hem yerel ve hem de evrensel değerlerde fark edilebilir derecede bir erime görülmeye başlandı. Simdi, sonu ufukta görülen bu hızlı gelişmenin en çok zarar gören üniteleri de bunları başlatanlar ve onları taklit eden, yine diğer büyükçe ülkeler oldu ve oladuruyor. Bu ülkelerin halkları kendi içlerinden yaratılan bu çok uluslu kuruluşların eline düştü ve hem kendileri ve ilgili oldukları devletler de maddi alanda iflas emareleri göstermeye başladılar. Yine de çok muhtemelen kısa ömürlü olabileceğini bilseler de, eski düzene dönüş ümidiyle yeni bir hamle olarak piyasalara kredi sağlamak üzere, daha da borçlanarak büyük bankaları destekleyerek yürümeyi bir çözüm olarak göreduruyorlar. Bu küresel sistem belki bilerek veya bilmeyerek bir çöküşe doğru gidiyor. Bu gidişatta, iyi bir taraf şu ki, bu hengâmede kıyıda köşede kalarak en az insani değerlerini kaybedenler bu selin akışına katılmayan toplumlar oldu. İşte ancak oralarda insani değerler maddi değerlerle dengeli bir biçimde gitme şansını kaybetmedi. Küresellik bir toplumsal evrim kavramı olarak yanlış değil ama tepeden takdim yerine tutunmak için tabandan ve sindire sindire, karmaşa karmaşa ve soyut ve somut değerleri dengeli bir biçimde gözleyerek en doğal bir biçimde kendiliğinden oluşmalıydı. Dışarıdan bakarak, Karaman’ın hem insanı ve hem de doğası olarak, önce kendi içinde, kendi benliğini kaybetmeden bütünleşerek ve giderek de diğer benzerleriyle ilişkiler içine girerek hızlı gelişmeye de imrenmeden aklı-selim prensibi ile ilerleme şansı çok diye düşünüyorum.

İNSAN KAVRAMINI İRDELEME: İnsan biyolojik bir varlık olarak doğanın ve özellikle de içinde bulunduğu ortamın ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle de, devamlı bir değişme içinde olan yaşamının sürekliliğini korumak ve daha da iyileştirmek için, doğası ve yaşadığı ortamı ile sağlıklı bir ilişki ve uyum içinde olması gerekir.

Tarih, bize bu uyumun kaybolduğu yer ve zamanlarda insanın tek tek veya büyük kitleler halinde nasıl yok olduklarını gösterecek sayısız örnekleri sergilemektedir. Günümüzde böyle örnekler giderek çoğalmakta, yani şurada burada küçük büyük kıyametler kopmaktadır. Bütün bunlar insanların mutluluk beklentilerini gölgelendiriyor ve onların hayal olarak kalmalarına neden oluyorlar. Değişik yerlerde ve boyutlarda çoktan beri gelecek endişelerini belirten alarm çanları çalmaya başladı. Bu meyanda maddi varlık edinme gayretleri arasında insanın doğasında olan iyi insan olma özellikleri giderek yitirilmektedir. Ancak, henüz dış etkilerin daha az nüfuz ettiği yerlerde bu öğeler yerel yaşamda bünyeye işlemiş soyut değerlerin çeşitli yollarla hatırlanması ile yaşamaya devam etmektedir. Gelişme adına yapılan yatırımlarda insanı merkeze alarak onun gerçek mutluğunu gaye olarak alacak soyut değerlerden çok ekonomik geri dönüş sağlama düşüncesi hâkim olduğu için bir bakıma büyük yatırımlar, insanlık için bir değer üretme yönünden boşa giden emekler olabiliyor. Ancak memnun olunacak durum şu ki, günümüzde bu tip kayboladuran değerler hatırlanmaya ve bazı düzeltici ve koruyucu tedbirler alınmaya başlandı.

Aslında insanlığın ve onun yaşam ortamının bugünkü durumu, daha derin ve devamlı olacak tedbirleri gerektiriyor. Sağlıklı ve iyi ilişkiler içinde oluşacak yeni ve sürdürülebilir bir yaşam düzeni için günümüz insanının, beyin uyuşukluğundan ve çeşitli korkuların neden olduğu ataletten kurtulması gerek. Bu da, bilinçli olarak nereye gidiyoruz sorusu üzerinde düşünmemiz ve gerekeni sadece bilimsel yollardan değil aynı zamanda ve belki de daha da fazlasıyla bir bakıma körlenmiş olan içgüdü ve sezgi niteliklerimizi canlandırıp hizmete koymamızla gerçekleşebilir. Bu meyanda unutulmaya itilmiş eski ve doğrulukları deneyimlerle kanıtlanmış olan değerlerimizi hatırlamamız ve onları güncelleştirerek yaşam biçimimizi ayarlamamızla, bu değerler daha büyük bir sağlamlık kazanacaktır. Ancak ve sadece böylece, bilgi, akıl ve içgüdü işbirliğine dayanarak hareket eden bireylerin, kendiliğinden bütünlenerek oluşturduğu uyum içinde yaşayan toplumların doğması beklenebilir. Bu meyanda, gazetemizden öğrendiğim, Karaman İl Milli Eğitim Müdürlüğünün “Evrensel ve Etik Değerler” bilinci ve kültürünün kazandırılmasına yönelik olarak başlattığı E-D-E-P projesi benim bu yazıyı derlememi cesaretlendirdi. Bu meyanda Sayın Vali Süleyman Kahraman’ın ilk dersteki konuşmasında söylediği sözler bence bu yazıma son derece büyük bir anlam kazandırıyor. Şöyle ki Sayın Kahraman: “Arzumuz, sizlerin içimizdeki sevgi ile evrensel değerlerle donanmış bu değerin yaşamayı yaşam biçimi haline getirmiş bireyler olarak yetişmesini sağlamaktır. Bu sayede sorumluluk duygularınız gelişecektir. Temel insani değerleri kazanma ve bu değerlere karşı duyarlılık oluşturma ve onları davranışa dönüştürmeyi kazanacaksınız” demiş. Umarım benzeri hamleler bütün Karaman İli hudutları içinde aynen yayılma imkânı bulur ve giderek bu hudutları da aşar. Yine aynı konuda ve aynı derecede önemli olan diğer bir girişim olarak düşündüğüm Sosyal Hizmetler İl Müdürü Sayın Hulusi Öztürk’ün ‘1 Ekim Yaşlılar Günü’ vesilesiyle yaptığı konuşmada Müdürlüğünün yaşlılara dönük hizmetlerinde olan önemli gelişmeleri anlattıktan sonra eklediği şu sözlerini aşağıda değineceğim eğitimle ilgili görüşlerimle son derece ilgili buldum. Sayın Öztürk : “Yaşlılık yaşamın doğal bir parçasıdır. Önemli olan bu dönemin gelecek kaygısı taşımadan, yaşama bağlılığını kaybetmeden, aktif olarak geçirilmesidir. Yaşlılarımızın bilgi ve hayat tecrübelerini gençliğin enerjisi ile birleştirirsek inanıyorum ki var olan sorunlar çok daha kolay çözülebilecektir. Bu bağlamda yaşlılarımızın tecrübelerini kullanacakları ve hayatın içinde aktif biçimde yer alacakları yeni hizmetler modelleri geliştiriyoruz” diyor. Bu tip girişimlerin değerini kavramamız ve de her türlü desteği vermemiz şimdiden gelecek kuşakların geleceği daha büyük bir ümit ve uyandırılmış bir iç-güç ile karşılamalarını sağlayacaktır.

Bugünlerde gazetemizde çıkan ve çok büyük bir ilgiyle okuyup aydınlandığım Ahilik üzerideki Sayın Celal Arslan’ın dört tefrika halinde çıkan çok etraflı yazısı ve de KMÜ öğretim görevlisi Sayın Mestan Karabacak’ın yazısı, yukarıda değinilen E-D-E-P öğretileri çerçevesinde çok uygun kaynaklar olabilecektir diye düşünüyorum. Sayın Mestan yazısında Ahiliğin üç - açık olarak ifade edilen- temel anlayışını: “eli açık olmak, kapısı açık olmak ve sofrası açık olmak”, şeklinde sıralamış. Sayın Celal Arslan da geniş bir açıdan bakarsak: “Ahilik; temel kaynakları olan insanî erdem ve prensipleri benimsemek ve savunmak esasına dayalı, bireylerin kişilik ve ahlâk bakımından da donanımlarını amaçlayan bir insanlık kurumudur” diyor.

İNSANIN EVRİMİ: Özellikle insanın sezgi niteliğinin canlandırılması, kişiyi kendisini tanımaya ve bulmaya, hem kendine ve hem de giderek büyüyen halkalar halinde etrafındakilere en faydalı olabilecek oluşumun savunucusu olmaya ve böylece de o yönde işleme geçmeye itecektir. Bunları yapabilmek için gerekli sevgi, İyilik duygusu, güven ve uyumluluk kavramları da giderek kişinin yaşamında önemli yer alan ve vazgeçilmez değerler olarak belirecektir. Bir başka deyimle insanın içinde yatan sanatkâr uyandırılacaktır. Bu tarif, ulaşılamayacak bir hayal gibi gözüküyorsa da sanat ve kültürün bunu sağladığına, gerek tarihten ve gerekse de günümüzden pek çok örnek gösterilebilir. En basitinden, bir resim-fotoğraf-heykel v.b sergiler, konser, tiyatro, film gibi sanat eserlerinin izlenmesinin ve de gerçek bir sanat eseri olan güzel bir manzara görmenin hemen ardından insanın içinde beliren duygular veya oluşan psikolojik değişim ve heyecanı düşünerek bu etkilenmeyi algılayabilirsiniz.

Benzeri mutluluk verici duygular güzel bir yemek yapmak veya yemekde, güzel döşenmiş bir mekân içinde bulunmakta, iyi ilişkiler içinde yaşamakta, ahenkli bir biçimde giyinmek gibi gün içinde karşılaştığımız pek çok durumlarda da uyanabilir. İnsanın bu tarife uyan sanat eserleriyle oluşan yakın ilgisinin gelişmesi, insanın dış etkilerden tamamen sıyrılarak kendisi olarak onların tadını almasına ve bir algı edinmesine ve onu içine sindirmesine ve giderek kendinde bir yaratıcı güce dönüşmesine ve kendi benliğine inerek hakiki bir mutluluk duygusunu kavramasına yardım edecektir.  Yunus Emre’nin söylediği gibi, işte böyle durumlarda insan iyiyi, güzeli ve doğruyu kendi içine hisseder. O durumda insan tanrıyla bir olur. İnanarak ve samimi olarak inandığı ve olmasını arzu ettiği bir şeyin olması için dua etmenin de bundan büyük bir farkı yoktur. Ancak bu yüksek ruh hali insanın kendi içinde oluşur. Dışarıdan enjekte edilemez. Mutluluk duygularıyla yaşanan bir yaşam da insana aynı etkiyi yapar. Mutluluk duygusu aynı zamanda şifa verici bir etki yapar ve insanın sağlıklı bir yaşam sürmesini destekler. Pek çok hastalıkların altında mutsuzluk ve içinde bulunulan yaşamdan ve işten hoşnut olmamak yatabilir.  Bir sanat eseri her insana farklı ve hatta onu yaratanın kendini ifadesi olan mesajından da çok değişik bir etki yapar. Bu bakımdan sanat eseriyle yüz yüze gelmek ve onunla bağımsız bir biçimde bir ilişki kurmasına yardım eder. Bu bir nevi meditasyon gibi oluşan ilişki de kişinin kendini bulmasına, tanımasına, yani giderek bilinçlenmesine ve sorumluluk duygularını kavramasına yardım eder. Bunu sağlayan olay da, o ilgi duyulan sanat eserinin içinde saklı olan estetik öğesiyle ilişki kurmak ve onu algılamaktır. İnsanın mutluluk duygusu da buna benzer. Sanatla kurulan bu ilişki için belirli bir kültür seviyesinde olmak ta gerekmez. Bu bakımdan en yüksek estetik değeri olan sanat eseri de doğanın kendisidir.

Ancak sanatkârlar bir yana küçük ve büyük toplumlar olarak iyi, dürüst ve güvenilir ilişkiler içinde bir yaşam için üniversal insanlık değerlerini iyi bilmek ve algılamak ve de yerel etik değerleriyle de uyum içinde olmak gerekir.  Bunun için de hem yerel ve hem genel kültür sahibi olmak değişik geçmişleri olan insanlar arasında iyi bir anlayış ve barış içinde yaşamayı kolaylaştıracak ve hatta bu kültürel değişiklikleri bir zenginlik olarak düşünerek, onlarla karmaşmış olarak yaşamanın değeri üyük olacaktır. Böylece de insan evrimi rayına oturtulacak ve soyut değerlere gereken yer verilerek ve onların somut değerleri dengelemesine imkân verilerek sağlıklı bir biçimde insan evriminin yol almasına yardım edilecektir. Karamanlılar bu bakımdan çok zengin bir kültür birikintisi üstünde yaşıyorlar. Kazıldıkça, ve de her höyük’ün içinde saklı tarih ve kültür ortaya çıktıkça derin insani geçmişimizden sadece Karamanlılar değil bütün insanlık olarak daha neler öğreneceğiz, insanı tanıyacağız ve böylece de bilinçlenmede bir kademe daha yukarı çıkabileceğiz.

 Antropolojik bir bakışla konuya yaklaşırsak böyle bir soyut-somut değerler dengesi niteliğinin kazanılabilmesi insan beyninin rasyonel eylemlerini yönlendiren maddesel güdücü diyebileceğimiz sol yarı küresiyle, insanın duygusal sezilerini yönlendiren ve içgüdüsünün dengeli bir biçimde katkısına yer verecek diyebileceğimiz sağ yarı küresinin bir ahenk içinde çalışması gerekir. Çok defa buna halk diliyle aklı-selimle davranış denebilir. Bir de çok defa, hatta günümüzde devamlı olan korku ve baskılarla uyuşmuş olan sağ yarı küre ve beynin bütün öğrenimlerini kaydeden neokorteks denen üst tabakasında bir sağırlık olur ve ileri yaşlarda insanı bunamaya taşıyabilir. Bu bakımda doğuştan itibaren eğitimden çok, kendi kendine öğrenmeye imkân verilmesine önem verilmesinin kişilerin ve onların oluşturduğu toplumların geleceğinde çok önemli bir fark göstereceğini söylemek yanlış olmayacaktır.  Yukarıda bahsettiğimiz bir biçimde ve bağımsızca yetişen ve de EDEP sistemi gibi ilave eğitim desteği alan, ayrıca da kuşaklar arası köprünün kurulmasıyla da pekiştirilen beynin, etkin bir biçimde çalışması insan mutluluğu yanında diğer sonsuz faydalar sağlayacaktır.  Ayrıca da, az önemli olmayan bir artı olarak da gelecek kuşakların sonradan devamlı ve çeşitli tedaviler altında kalmak zorunda olmalarını da önleyici bir ilk tedbir olabilecektir. 

SONUÇ: İnsan-Evrimi Sürecinin İşlerliği

İnsan bilinçlenmesinde eğitim ve öğrenim hiçbir şekilde küçümsenemeyecek kadar önemlidir. Ancak eğitimde en önemli ve olmaz ise olmaz öğe ise insan beyninin nasıl öğrendiğinin öğrenilmesidir. Bu anlayışın eğitim sürecinde işlerlik kazanması insan evrimini destekleme yönünden çok önemlidir. İç içe üç bölüm halinde olan beynin orta bölümünde yer alan ‘Hipokamp’, ona ulaşan bilgileri bizde uyandırdıkları merak, ilgi ve yarattıkları duygulara göre irdeleyip kalıcı hafızaya geçmesi veya elimine edilmesine karar veren merkezî bir ödev yapar.

İç bölümde ise iki ayrı parça halinde sağ ve sol loblar (yarı küreler) yer almaktadır. Yapılan testler sonunda insan beyninin sol lobunun konuşmayı sağladığı, sayılar ve aritmetik eğilimli olduğu ve de mantıklı ve rasyonel olarak işlediği tespit edilmiştir. Sağ lobun ise duygular, geometrik şekiller, fotoğraf yoluyla algılama, analojik (benzetme yoluyla) kavrama, hayalleri ve içgüdüleri, sezileri değerlendirme suretiyle öğrenmeye katılma özelliği olduğu gözlenmiştir. Beynin bu iki lobu biri birini tamamlayarak insanın olaylar karşısında dengeli bir tutum alması ve öylesine eyleme geçmesi için hem gerekli ve hem de yeter olmaktadır. Böyle çalışan bir beyin, öğrenmede çok yüksek bir başarı sağlar. Bu yüzden ve çok defa okul eğitimi sırasında hazır sunulmuş bilgiler beynin ne sol ve ne de sağ tarafından kaydedilmez, yani öğrenme olmaz. Bu bilgilerin resimler ve fotoğraflarla takdimi ile kişinin merakını uyandırması ise dinleyenin onlar etrafında hayal kurması y bu oluyla hazır sunulmuş bilgilere daha büyük bir anlam getirir ve onların kaydedilmesini sağlar. Yani duygular işe karışmaz ise rasyonel olarak sunulan bilgiler beynin loblar üstündeki katta olan ‘Hipokamp’ bölgesine girme müsaadesi alamaz ve de kaydedilmez. İki lob arasındaki git-geller iki lob arasındaki yoğun sinir liflerinden oluşan ‘Korpus kallosum’  denen ağ demeti içinde yer alır. Bu ağın uyuşması halinde kişi ya bir veya diğer lobun etkisine çalışır. Sol da ekstrem paranoya ve sağda ekstrem ise şizofreni gibi durumların oluşmasına neden olabilir. 

Bu kısa arka değerlendirme, beynin iki lobunun dengeli çalışmasını sağlayacak. Yani öğrenim sağlayan bir eğitim sistemine ihtiyaç olduğunu savunmak için verildi. Çok defa otoriter tutum, çeşitli korkular, ideolojiler, aile içinde baskı, çocuğa ta baştan kendi eğilimleri yönünde hareket etme imkânlarının tıkanması ve eğitimde sadece rasyonel olarak savunulabilecek, bilimsel olarak kanıtlanmış bilgiler verilmesi ve sanat ve kültür konularına daha az önem verilmesi gibi durumlar neden olabilir. Bu konuda da anladığıma göre Karaman İli içinde yürütülen eğitim sistemi, yukarıda değinilen çeşitli ek eylemlerle teçhiz edilerek eğitimde öğrenmenin sağlanması sağlanmaya çalışıyor. Bu konu daima bütün toplumsal programların içinde olmalı. Zira insanlığın geleceği yeni kuşakların öğrenimlerine bağlı kalacaktır.

Doğa, eski uygarlıkları da bünyesinde saklayarak, bir bütün olarak en güzel ve doyurucu bir öğreticidir. Bu nedenle her türlü eğitim yanında ve herkes için doğru olacağını tahmin ettiğim gibi, kişinin kendi arka bahçesinden –yani kendinden- başlayarak önce yakınındaki doğasını tanıması ve oradaki insanlarla kaynaşması ve giderek de bu halkayı olabildiğince büyütmesinin ne kadar öğretici olduğu söylemek yanlış olmayacaktır. Hem okul eğitimi içinde ve hem resmi kuruluşların ve hem halk örgütlerinin bu maksada hizmet edecek geziler tertiplemesi de diğer eğitim ve öğretim hizmetlerini zenginleştirecektir. Bu tip gezilerden edinilecek izlenimler uygun mecmualarda ve Çoban Ateşi altında bu tip izlenimleri anlatan yazarın yazıları gibi gazetelerde yer alarak bütün Karaman halkıyla ve Karamanı sevenlerle de bu yollarla paylaşılabilir. Sayın Nahide Namal’ın Karacaoğlandan, Geleceğe Sarıveliler başlıklı bu gazetede çıkan resimli yazısını da buna güzel bir örnek olarak hatırlatmak isterim.

Karamanlılara sevgilerimle,

 

 

 

 

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    banner63
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    E-GAZETE
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV