Karamanda Uyanýþ
    07 Eylül 2010 Salý

HATIRLAMAK, SERÝN BÝR RÜZGâR GÝBÝ…

  TURAN KARATAÞ

          
         HATIRLAMAK, SERÝN BÝR RÜZGâR GÝBÝ…
Hatýrlamak, serin bir rüzgâr gibi…
Türk edebiyatýna çok kýymetli eserler armaðan eden Ali Çolak, son kitabýnýn adýna, okuyaný dünya acemisi olduðumuz o ucu belirsiz sýcak sarý günlere götüren, hüzün baðýþlayan malum ifadeyi koymuþ: Bilmem Hatýrlar mýsýn? (Kapý Y.,2009). O güzelim günleri, sarýþýn ve esmer delikanlýlýk asabiyetiyle çýnlayan, genç kýzlýk tazeliðiyle parýldayan o günleri kim hatýrlamaz ki! Geri gelmez, buðulu ve büyülü günleri… Gitti gelmez o an’larý, geceleri ve gündüzleri… “Hatýrlasak n’olacak” diyenlerin bile içine taze bir meyve tadý düþmez mi?
Bu kitap ne anlatýyor? Hayatýmýzdan çýkýp giden küçük þeyler; incelikler, nezaketler, zarafetler, serinlikler; hatýr gönül, vefa ve dostluk... Hepsi bu küçük kitabýn gök mavisi musluðundan akýveriyor. Geri gelmez an’lar, umarsýz yaþananlar. “Anýlar defteri bir gökçe çað gibi, incecik bir sýzýyla açýlýyor” önümüze. Doðduðu evde, büyüdüðü sokaklarda anýlarý ve dostlarýyla birlikte yaþayamayan ve yaþlanamayan bir neslin ömür törpücükleri ve hayat öykücükleri. Boz bulanýk, çaðla yeþili bir yaþamanýn sanki “yitik hazineler” kitabý var elimizde.
Anneleri, “doyulmamýþ uykularýn, eksik kalmýþ oyunlarýn ve divan altlarýna saklanmýþ hatýralarýn bekçisi” anneleri anlatýyor, söz gelimi kitap. Ve kadýnlarý, ikindileri güzelleþtiren, ikindilerin güzelleþtirdiði ve dirilttiði kadýnlarý. Güzellemeyle kalmýyor yazar, bir de kadýnlardaki hüzünlü cepheyi çeviriyor önümüze: “Kadýnlarýn içindeki þarkýyý susturan bir þeyler var, belli. Bir tel kopmuþ olmalý içlerinde. Evlerin bunca neþesiz ve somurtkan, sokaklarýn böyle ýþýltýsýz ve kaba, hayatýn tatsýz tuzsuz oluþunu baþka neye yoracaðýz? Bir kadýnýn sihirli ellerinin deðmediði eþyadan, bir kadýn gülüþünün aydýnlatmadýðý evlerden hangi mutluluðu devþireceðiz? Sokaklarýnda mutsuz ve asabi kadýnlarýn dolaþtýðý bir þehirde huzuru nasýl bulacaðýz?” Belki de bunun için, eskisine göre birçok dünya eksiðimizi tamamladýðýmýz halde þehir sokaklarýnda mutsuz dolaþmaktayýz.
Anneler ve kadýnlardan söz açýlýnca çiçekler, kadýnlarýn o küçümen numuneleri olan çiçekler unutulmuyor. Çiçekler söze katýlýnca da bahçeler ve meyveler, aðaçlar hatýra geliyor bir bir. Sonra kahve ve zeytin; sular ve kar helvasý Ali Çolak’ýn þu vakte kadar yaþadýðý ömür içinde unutamadýðý, iyilik ve ferahlýk baðýþlayýcý nimetler olarak söze yatýrýlmaktadýr. “Akþamý getiren sesler” yani sokaklarýn þarkýsý ve neþesi satýcý sesleri; megafondan ve mikrofondan cýrlayan mekanik, kurulmuþ sesler deðil, halis muhlis sahici insan sesleri… Bunlar da anlatýlýyor.
Sonra eski zaman babalarý, yani o “gölgeleri dað gibi, sesleri ýrmak” gibi adamlar; evin azgýn ve serin sularý babalar anlatýlmadan geçilir mi? Bana sorarsanýz, babanýn ölümü evin ölümüdür. Yazar daha da yankýlýsýný söylüyor: “Bu yüzden ölümleri kocaman, tarif edilmez bir boþluk doðururdu. Evin direði yýkýlýr, güneþ batar, sesler kesilirdi. Ev tenhalaþýr, eþyanýn üstüne derin bir sükût çöker, bahçeler boþalýr, aðaçlarda yaprak kýmýldamaz ve zaman durur… Büyük bir uðultu kaplardý her yaný. Sonra o daðlarý, tepeleri saran, aðaçlarýn yapraklarýný kýpýrdatan, otlarý yana yatýran, sularýn yüzünde bir dalgalanma, bir ürperti meydana getiren çýðlýklar duyulurdu. /…/ Babamýz böyle ölürdü, öldü mü!”
Unuttuðumuz nice hasletleri zarifane hatýrlatan da yazar. Örnekse, söz orucuna girmeyi fýsýldýyor þifalý bir sýr gibi. “Sonra anladým ki kelimeleri olur olmaz sarf etmemek, eskitmemek gerek. Söyleyince þifa gibi çýkmalý aðýzdan. Varýp bir gönlü mamur etmeli. Bir savaþý bitirmeli Yunus’un dediði gibi. Susmanýn erdem olduðu zamanlar vardý. Allah dostlarý ‘kýllet-i kelâm’ derlerdi buna… Az yer, az uyur ve az konuþurlardý. Kâmil insanýn vasýflarýndan biriydi az konuþmak. Sözlerin boþlukta yitip gitmediðini düþünürdü onlar. Her harfin kaydý tutuluyordu ve hesabý verilecekti.”
Cennet kokulu evler, o evlerde her sahur yenen temcit pilavlarý, birden çocukluðumun düþ denizine götürdü beni. Babam rahmetli de otuz Ramazan sahurunda pilav yerdi; ama bulgur pilavý. Tereyaðý, kokusu evin her yanýný bir ýtýr gibi kuþatan tereyaðý lengerin (ortaya konan pilav tabaðý) dibine göllenirdi. Pilavýn yanýnda da armut deðil, üzüm hoþafý olurdu. Ben karaüzüm hoþafýna bayýlýrdým, bir de erik hoþafýna…
Velhasýl, “hayatýmýzdan çýkan her þey” üzmekte yazarýmýzý. “Yitiriþlerin o sýzýlý hüznü…” Yüreðe kazýnan acý, içe çöken tortu. Gidenlere, yaþamýn yitiklerine yakýlan aðýtlar gibi yazýlar; ansiklopedi aðýtý, kartpostal aðýtý, serkisof aðýtý vb. “Ahir zamanýn yalancý hazinesi internet”in hayatýmýzýn uzaðýna attýðý ansiklopedilere aðlanmaz da ne yapýlýr! 80’li yýllarýn ortalarýnda her hafta gazete bayiine gidip fasiküllerini almak, sonra kapaklarý geldikçe tamamlanmýþ ciltlerini ciltletmek suretiyle benim de 15 ciltlik hazine kýymetinde bir raflýk bir ansiklopedim olmuþtu. Þimdi kitaplýðýmýn en alt rafýnda sanki hüzünle bana bakýyor. Yirmi yýl önce abone olduðum bir baþka ansiklopedinin hâlâ heyecanla yeni ciltlerini bekliyorum. Þimdiki kuþaklar indinde “ne boþ iþler” bunlar!
Bir de, kelimeler var unutulan yahut unutulmaya yüz tutan; artýk sözlüklerde dinlenen. Firak ve hicran gibi, gurbet ve mektup ya da havadis gibi. Ali Çolak, nefis bir havadis aðýrlamasýyla kelimelerin vefalý bir dostu olduðunu zihinlerimizde tazeliyor. Bir beldenin bütün haberlerini, olup bitenini, dedikodularýný velhasýl tüm havadislerini toplayan ve ilgililerine duyuran, anlatan, çoðaltan ve tatlýlaþtýran bir insan için o ne güzel bir lakap: “Havadis Amca”.
“Þehirde asla gece olmuyor” diyor yazar. “Yalancý bir aydýnlýkta, uzatýlmýþ günlerin yorgunluðuyla gündüzleri akþama, akþamlarý sabaha ekleyip duruyoruz.” Konuþmayý kýþkýrtan karanlýðýn büyüsünü hangi genç gönle dinletebiliriz ki! Ürpertili oyun gecelerini… Zifiri karanlýkta oynanan saklambacýn tadýný bugünkü çocuklar ne bilsin! Nasýl anlatmalý onlara çamurdan oyuncak, telden araba yapmayý; üstüne atladýðýmýz çubukla sokaklarý tozu dumana katmayý!..
Ýlk kitabýndan beri hep niteliðin egemenliði hâkim Ali Çolak’ýn yazýlarýnda. Nasýl anlatacaðýnýn bilincinde bir yazar o. Okurunu bulan, bulacak olan saðlam, sýký ve sahici yazýlarý önemsiyor. Kendi deyiþiyle “gün görmemiþ sözler sürer kederlerin üstüne merhem gibi.” Þahane benzetmelerle dilin sütünü çýkarýr: “Çiçekler kadýnýn düþleri midir? Ýçinin sesidir hiç deðilse, güldükçe gülüþüdür.” Yanýlmýyorsam Attila Ýlhan’ýn olmalý, Ali Çolak yazýlarý için ödünç alýp kullanacaðým; hüzünlü þarkýlar gibi güzel, güzel kadýnlar gibi hüzünlü. Baþka bir cepheden bakýnca, þöyle söylenebilir, A. Çolak’ýn yazýlarýný okumak 40 derece hararette kar helvasýyla serinlemek gibi bir þey. Þurasý muhakkak; “Belki de hayatýmýzdan çýkýp giden küçük inceliklerin geride býraktýðý boþluktandýr, serinlik” diyor ya yazar, evet bu kitabýn baðýþladýðý serinliðin bir sebebi de bu. Yani þu günkü dünyanýn artýk uzaklarýnda çýnlayýp duran tatlý yaþama itiyatlarýmýzýn hatýra düþen serinliði. Bir de gidenlerin hüznü; “Giden, kendi baþýna gitmiyor” çünkü, beraberinde pek çok þeyi de götürüyor. Alýþkanlýklarý, hatýralarý
Ben þahsen etkili yetkili biri olsam, Bilmem Hatýrlar mýsýn? kitabýný, hiç deðilse, orta öðretimdeki çocuklarýmýza okuturum. En azýndan teþvik ederim okunmasýný. Niçin? Bir neslin yetiþme þartlarýný, zorluklarýný, itiyatlarýný; bir kuþaðýn çocukluðunun ve gençliðinin nasýl þekillendiðini görsünler. Bir de, hayatýmýzdan çýkýp giden incelikleri fark etsinler diye…

2010-01-19 Bu yazý  1459  kere okundu

SON YAZILARI

BÝR VALÝNÝN ARDINDAN.. KARAMAN’IN ALTMIÞ YILLIK ÖYKÜSÜ.. ELEÞTÝRÝ, ÝNSAF VE AHLAK.. AZÝZÝM, RÛH-I PÜR-FÜTUHUM, EFENDÝM... Hatýrlamak, serin bir rüzgâr gibi… Ne Okuyoruz?/ Ne Okumalýyýz? Âþýklarý Karaman’a çaðýrsak ÜNÝVERSÝTENÝN FARKI RAMAZAN DAVULCULARINI ÞÝKAYETÝMDÝR...

YORUMLAR

KÖÞE YAZARLARI
VÝDEO HABERLER
Ankara'da Karaman Gecesi
Karamanlýlar Yardýmlaþma ve Dayanýþma Derneði baþkent Ankara'da Gazi
Anketler
ÇOK OKUNANLAR
Meclis toplantýsýna AKP'li üyelerden boykot
Ak Partili 14 Meclis üyesi dünkü Meclis toplantýsýna katýlmadý.
Nöbetçi Eczanaler
Vefat Edenler

Gunluk Gazeteler

RSS © 2008 Karamanda Uyanýþ
Site iceriğinin telif hakkı bildirilmeksizin kullanılması yasaktır